Çok Güzel Yönetiliyoruz (!)

çok güzel yönetiliyoruz 1: son 5 yılının 4’ünü Çin 2. liginde geçiren Jailton’un toplam maliyeti menajerlik ücreti hariç 1.35 milyon euro Serdar Gürler’e kalması için verilemeyen fark 250 bin euro… Menejerlik ve/veya komisyoncu ücretleri haliyle muamma ama bize anlatılan, “bonservissiz, gelecek vaad eden genç elemanlar alıyoruz” inşallah öyledir, bu haftadan itibaren hepimizi utandırır hep aynı menajer ve komisyoncu isimlerinin ortalık da dolaşması ise ayrıca bir konu ama benim gücüm onlara yetmez…

çok güzel yönetiliyoruz 2: Jailton + Manu ve Diallo’nun sadece ilk sezon maliyetleri 3.5 milyon euro yani “meşhur” 20 milyon TL… son genel kurulda kasamızda 50 milyon TL olduğunu düşünürsek bu rakam Gençlerbirliği için çok büyük bir rakam… bu sezon oynanan ilk 7 maçta 3 oyuncu toplam 402 dk forma giydi…

çok güzel yönetiliyoruz 3: Mart 2015’te kulübe üye olduğumda 660 üye vardı. 16 Şubat 2017’deki genel kurulda,ne olur ne olmaz diye, 580 “dışarıdan” üye yapıldı. Eylül 2017’de 1550 üye vardı. Muhtemelen olası bir olağanüstü genel kurulda, ne olur ne olmaz diye, 2500 civarı olacak bu sayı. Gençlerbirliği yönetiminin, gerçek Gençlerbirliklilerin oylarını itibarsızlaştırmasının da takdire şayan (!) bir başarı olduğunu not edelim.

çok güzel yönetiliyoruz 4: gençlerbirliği ayakta kalmak için istanbula futbolcu satması gerektiğini öğrendikten sonra transferleri hep ince eleyip sık dokuyarak yaptı. çünkü kulübe giren para çok azdı ve giderlere yetmiyordu. fazla harcama ya da kötü trasnfer kulübün sonu demekti! fakat yayın gelirinin abartı derecede artması ve 1 de buna puana para uygulamasına geçilmesiyle kulüp adeta sarhoş oldu. sadece yayın gelirinden 2015-16’da 46 ve 2016-17’de 64 milyon lira geldi. durumu şöyle daha iyi anlatabilirim; cavcav’ın sürekli bahsettiği kasadaki para miktarı (2007’de 25 milyon dolar ki kur 1.4 tl idi) 2017 şubat itibariyle 45 milyon lira oysa şu anda sadece yayından tek sezonda gelen para bu rakamdan daha fazla! uzatmayalım; para girdisi çoğaldıktan sonra transfer kaliteleri yerleri serilmeye başladı çünkü her sezon tek amaç giren paranın harcanmasıydı. bunla da kalınmadı artık çüzzi olarak görünen kasadaki paradan da zaman zaman tırtıklandı. büyük resme bakarsanız; sembolik olarak 2007-08’den bu yana kulüp her sezona daha kötü kadroyla girip kümede kalmayı başarı ilan etti. sürekli prestij ve güç kaybetti. girdilerin tamamı buharlaştı(rıldı) sezon sonu küme kalınca da hep yapılanlar unutulup yeni sezona “gelen paranın tamamını harcamak” hedefiyle yeniden başladı… bu süre zarfında hep aynı aktörlerin kulübün etrafında olması da başka bir muamma elbet…

bir söz vardır, bir kere hata yapılırsa saflık denir, iki kere yapılırsa salaklık ama üç kere yapılıyorsa art niyet vardır…

1 Like

GENÇLERBİRLİĞİ: YÜKSELİŞ, DURAKLAMA VE ÇÖKÜŞ

İlhan Cavcav başkanlığının yükseliş döneminde ‘başaltı takımı’ diye anılan Gençlerbirliği neden artık sadece ‘kümede kalmaya’ oynuyor? Gençlerbirliği’nin başarısızlığı sadece sportif mi? Bu durumdan çıkış yolu nasıl olmalı?

Mehmet Ali Çetinkaya

YÜKSELİŞ

İlhan Cavcav’ın yaklaşık 39 yıl süren Gençlerbirliği yönetiminin zirve noktası, parasızlıktan ötürü ayakta durmakta zorlanan Anadolu takımlarına dahiyane bir çözüm bulmasıyla başladı. İnce eleyip sık dokunarak keşfedilen genç ve yetenekli oyuncular, Gençlerbirliği’nin başaltı takımı olmasının yarattığı albeniyle transfer ediliyor, görsel ve yazılı basının önem verdiği tek “eğlence” olan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray maçlarında sahneye çıkartılıyor ve sezon sonu bu kulüplerden birine “güzel” rakamlara satılıyordu.

Bu sayede kulüp bir yandan isim yapıyor, bir yandan da genç yeteneklere göz kırparak döngüyü devam ettirerek ayakta kalmayı başarıyordu. Cavcav’ın Gençlerbirliği kariyerinin pik yapmasını sağlayan isim, ilginç bir inatlaşma sonucunda, Fenerbahçe’ye 2,5 milyon Dolara, o günler için oldukça yüksek bir rakama, transfer olan Tarık Daşgün’dü.

Kulübün transferlere çok fazla ve pozitif mesai harcadığı bu dönemin sportif anlamda zirvesi ise, 37 yıl aradan sonra kulübün lig tarihinde ikinci kez üçüncü olduğu, 2 kez üst üste Türkiye Kupası finali oynadığı ve UEFA Kupası’nda son 16’ya kaldığı 2002-2004 yıllarıydı.

DURAKLAMA

Zirve noktasının ardından “şöhreti” üzerinde tutamayan ve bocalamaya başlayan kırmızı-siyahlılar, özellikle yanlış teknik adam tercihleri ve bunun futbolculara kötü yansımalarıyla birlikte gün geçtikçe sıradanlaşmaya başladı. Böylece İlhan Cavcav’ın yükseliş devri sona erip duraklama dönemi başlamış oldu.

2004-2006 yılları arasında Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı olan Levent Bıçakcı’nın, naklen yayın gelirlerini Anadolu takımları lehine daha adaletli bir şekilde dağıtmaya başlayacak adımlar atması ve “puana para” diye adlandırılan Süper Lig’deki maçlarda galibiyet ve beraberliğe, 2010-11’de galibiyete 750 bin TL (500 bin Dolar), beraberliğe 375 bin TL (250 bin Dolar), 2017-18 sezonunda galibiyete 2 Milyon TL (670 bin Dolar) ve beraberliğe 1 Milyon TL (375 bin Dolar), prim verilmeye başlanmasıyla birlikte Türkiye futbol tarihinin olduğu kadar Gençlerbirliği’nin de kaderi değişmeye başladı.

Kulübün kurumsallaşması ve gençleştirilmesi gerektiğini savunan ve bu konuda adımlar atılmasına rağmen, Karşıyaka’ya giderken “taraftarı olan bir kulübe gittiğim için mutluyum” gibi acayip bir cümle kuran eski Genel Menajer Cem Onuk’un, Cavcav tarafından yeniden göreve getirilmesine karşı çıkan Atilla Aytek’in 2006 seçimlerinde başkan adayı olması ve yaşanan “naylon üye” skandalının ardından, Cavcav’ın bir kere daha başkan seçilmesi ve ilk hamlede muhalif sesleri ebediyen sindirmek için üyeliklerinin silinmesiyle birlikte duraklama dönemi kapanarak çöküş dönemine girildi.

ÇÖKÜŞ

2007-2008 sezonunda Gençlerbirliği’nin altyapı takımı ASAŞ/OFTAŞ’ın çok büyük bir başarıya imza atarak mütevazı kadrosuyla en üst lige çıkması, ilginç bir şekilde, kulübün çöküş dönemine adım atmasını sağladı. OFTAŞ/Hacettepe’nin Süper Lig’de yer aldığı 2007-2009 sezonlarında rekor sayıda transfer yapıldı ve Hacettepe’nin düşüşünün ardından da bir sürü oyuncu doğal olarak elde kaldı.

Levent Bıçakcı’nın daha kaliteli bir futbol ligi hayal ederek Anadolu takımlarına kazandırdığı gelirlerin yıllar geçtikçe artmasıyla, Gençlerbirliği için 2007-08 sezonunda 8 milyon TL iken 2016-17 sezonunda 63 milyon TL, doğru orantılı olarak Gençlerbirliği’nin yaptığı transfer sayıları artmaya ancak oyuncu kaliteleri her geçen gün daha da düşmeye başladı.

Bu süre zarfında, hiç dillendirilmese de, her sezon tek amaç “kümede kalmak” olarak belirlendi. 2007-08 sezonundan bu yana lig tablosunda 8’incilikten yukarıya çıkılamaması, sürekli “batık” transferler yapılması ve her sezon, kulübün gelir hanesindeki tüm paranın tüketilmesi yetmiyor gibi, İlhan Cavcav’ın yükseliş döneminde verdiği röportajlarda övünerek defalarca dile getirdiği, “kötü günler için bankada bulunan 25 milyon Dolar” bile suyunu çekmeye başladı.

Aslında bu kötü bir kısır döngüydü; sezon arası ya da sonu eldeki iyi oyuncular vizyonsuzluktan ya da parasal nedenlerden ötürü koşarcasına başka kulüplere gidiyor veya bir sonraki sezon “buharlaşan paralar kolonu”na eklenecek bir başka kalem olarak, satılıyor; kötü oyuncular, gerekirse tazminat ödenerek gönderiliyor, yerlerine, çoğu “soru işareti” olan, bir sürü futbolcu alınıyor; fazla transfer nedeniyle altyapının önü tıkanıyor; lige kötü başlayınca devre arasında “kurtarıcı” takviyeler yapılıyor ve sezon sonunda kümede kalınca yapılanların hepsi aklanarak yeni sezona paragrafın başından yeniden başlanıyordu.

Bu konuda tek istisna, yine çok fazla transfer yapılıp oldukça kötü geçen bir sezonun ardından İlhan Cavcav’ın “çok transfer yapmayalım!” uyarısıyla altyapıdan Ahmet Çalık, İrfan Can Kahveci, Ahmet Oğuz ve Uğur Çiftçi’nin as kadroya alınıp uzun süre forma şansı bulmasıydı. Zaten uzunca bir aradan sonra 2016-17 sezonunda kulübe para kazandıran futbolcu satışının aktörlerinin de bu oyunculardan ikisi olması düşündürücüdür.

Yükseliş döneminde “başaltı takımı” ilan edilen Gençlerbirliği’nin gün geçtikçe “küme düşmeyen takım” konumuna gerilemesi, sezonun son haftasında başka bir maçta atılan golle kümede kalması ya da bu sezon da olduğu gibi, her sezon “lig tarihinin en kötü başlangıcı”na imzasını atmasına rağmen kulüp yönetimi, sezon sonu kümede kalındığı için hep 3 maymunu oynadı.

UZATMALAR

Eleştirmenin, muhalif olmanın, “hainlik” ya da “yok edilmek” anlamına geldiği, adeta yasaklandığı 2006’dan bu yana Gençlerbirliği, her açıdan “değer” kaybetti. Ümit Özat’ın teknik direktörlük koltuğunda oturduğu süre boyunca, “iyi futbolcu olsalar Gençlerbirliği’ne gelmezlerdi” ya da Süper Lig’de elde edilebilecek bir beraberlik primi kadar farkla Osmanlıspor’a giden Serdar Gürler için, “Serdar’ı Gençlerbirliği’nin tutması mümkün değil; o daha iyi yerlere layık” türevinde sözleri, yükseliş devrinde Anadolu takımlarında göz kestirilen tüm yetenekli gençlerin koşarcasına imza attığı kulübün, içinde bulunduğu değer kaybını en iyi şekilde gözler önüne seriyordu. Bu arada Bıçakcı’nın işaretini doğru anlayan birçok Anadolu takımı başaltı olma yolunda Üsküdar’ı geçmişti bile.

Gençlerbirliği’nin 2013 yıl sonunda “kötü günler için bankada” 78 milyon TL’si bulunurken bu rakam 2017 Şubat’ında 50 Milyon TL oldu. Kulübün sadece yayın gelirlerinden, 2015-16 döneminde 46 milyon ve 2016-17 sezonunda 63 milyon TL aldığını görüp, İlhan Cavcav’ın yıllarca övünerek anlattığı ve zamanında kulübün dişiyle tırnağıyla bir köşeye attığı paranın sadece bir sezonluk yayın gelirinden geldiğini fark edince, taraftarın aklına, “hiçbir sportif başarının olmadığı ve yapılan hiçbir transferin heyecanlandırmadığı son 10 sezonda paralar nereye gitti?” sorusunu getiriyor.

İlhan Cavcav’ın vefatından sonra başa gelen Murat Cavcav’ın da benzer bir şekilde yönetim sergilemesi, 2006’da kurumsallaşma yolunda büyük bir darbe yiyen kulüpte sorunun artık kronikleştiğini ve kulübün artık “uzatmaları” oynadığını gözler önüne seriyor.

Ama ya sonra? Batıp gidecek mi? Yoksa toparlanmak üzere düşecek mi?

Bekleyip göreceğiz ama günümüz futbol sisteminde Gençlerbirliği gibi kulüplerin tek kurtuluş yolunun; yönetim kanadının ivedi bir şekilde kurumsallaşma ve şeffaflık adına adımlar atması, ardından da kulüp hedefini, “futbolcu satmak değil sportif başarı elde etmek” olarak revize edip, yükseliş dönemindeki “geleneklere” geri dönerek, balon transferlere harcanan paranın genç ve yetenekli oyuncu bulma/yetiştirme amacıyla altyapıyı canlandırmak ve as kadro ile organik ve sürekli bir bağ kurmak için kullanılması olduğunu görmek bu kadar zor mu?

22 ekim 2017 | gazeteduvar.com.tr

2 Likes

Bence artık mesele kümede kalma işinden çıktı. Küme düşme ihtimalimizin bu kadar fazla olduğu bir sezonda, eğer ilk yarı sonunda minimum 18-19 puan toplayamamışsak, ligdeki diğer takımların durumunu da göz önünde bulundurarak ona göre davranmamız gerekecek. Yani can havliyle kendimizi menajerlerin kucağına bırakıp yine 7-8 oyuncu almayı unutacağız. Aksine, eldeki yabancı oyuncuları yavaş yavaş elden çıkarmayı, böylece de ileride küme düşülmesi halinde oluşacak yüksek gelir-gider açığını azaltmaya çalışacağız.

Transfer yine yapılabilir elbette. Ama kesinlikle kiralama yoluyla olmalı bu iş. İrfan Can, Pektemek, Atıf Şeyşu devre arasında illa alınması lazım adamlar. Yani küme düşülmesi durumunda uzun vadede bize maliyeti olmayacak ama iş ahlaklarıyla kısa vadede takıma uyum sağlayıp katkı sağlayabilecek 3-4 oyuncu… Fazlası değil. Ardından, balon yabancı yükü hafiflemiş ve takviye yapılmış kadroyla 2. yarıya başlanacak. Bakıp göreceğiz.

Ama can havliyle devre arası para saçarsak, ki Murat Cavcav bunun işaretlerini verdi, yine kör kuyunun dibine doğru yol alırız. Mesele elbette öncelikle ligde kalmaktı. Ama vaktiyle bir ihtimaldi ve güzeldi. Devre arasında gerçekçi bir değerlendirme yapılmalı bu ihtimal üzerine.

Düşmek, altından kalkabileceğimiz bir travma olur. Ama borca batmış bir şekilde düşmek sonumuz olur. Mali durumu çok da çizdirmeden düşmek, belki de @MehmetGUNER abinin defaatle söylediği kurumsallaşma ve öz kaynaklarımıza dönüş açısından faydalı bir musibet bile olacaktır.

3 Likes

“Lütfen istifa eder misiniz?”

Yönetimi istifaya bu şekilde davet etsek güzel olabilir.

O SENE BU SENE
Son bi kaç yıldır ısrarla çabaladığımız ama bi şekilde kapısından döndüğümüz tff 1.ligin nihayet en güçlü adayıyız.şimdi sorsak kimse suç bende demez galiba tek suçlu taraftar bu takıma karşılıksız bu kadar gönül vererek…

Nedense bugün haber olan bir mevzu var. Son genel kurulda divan kurulu yedek listesinde, benim de Bilkent’ten hocam olan rahmetli Yüksel İnan’ın adı da vardı. Ben bunu birkaç kez dile getirmiştim bazı yerlerde ama şimdi haber olabilmiş ancak. “Nasıl bir kulüp yönetimimiz var?” sorusunun en güzel cevabı bu ciddiyetsizikte saklı. 2015’te vefat eden üyeyi 2017’deki seçimde listeye yazmak…

Çünkü kimsenin umurunda değil “bu” işler… Divan kurulu ve kulüpteki diğer tüm birimlerin umurlarında olmadığı gibi… Kulübün son 10 yılda “önemsediği” tek bir şey var o da transfer… Onda da gariptir ama tüm paralar buharlaş(tır)ı(lı)yor…

evet, tünelin ucu bombok bir yere çıktı. biz zaten söyledik aylardır, yıllardır, bu tüneli kanalizasyona doğru kazıyorsunuz diye ama kazıda çalışan işçileri değiştirdikçe tünelin çıkacağı yeri değiştirebileceklerini sanan bir yönetimimiz olduğu için geldiğimiz nokta budur. çırpınmanın faydası yok.

  1. maaşı yüksek yabancı oyuncular bir şekilde gönderilecek takımdan. yeni transfer yapılmayacak
  2. olağanüstü genel kurulda kulübü kurumsallaştırabilecek bir yönetim gelecek. yani #cavcavistifa
  3. ikinci devre öz kaynaklarımızda mücadele edeceğiz ve kaybettiğimiz-unuttuğumuz kişiliğimizi geri kazanacağız.
  4. gelecek senenin teknik ve maddi planlarını şimdiden yapmaya planlayacağız. gerekirse önder özen gibi, kulübün işleyişini emanet edebileceğimiz bir üst akıl bulacağız.

Bunları yaparsak düşeriz ama 2-3 yıla kalmaz daha güçlü şekilde geri geliriz. Ama Daum gibi bir hocayı getirip, üstüne pahalı transferlerle ve onların maddi yükleriyle düşersek, bu düşüşün devamı çok hızlı gelir.

1 Like

Nasıl yani Özat ankaraya çağrıldı haberi gerçek değildir heralde gerçi bunlardan herşey bekler oldum artık
Eğer öyle bişey olursa bunlar bizim sabrımızımı deniyo acaba arkadaşlar

Murat Cavcav’a muhalefeti “İlhan Cavcav’ın kemikleri sızlıyor” üstünden kurarsak, hiçbir yere varamayız. Mesele İlhan Cavcav’ın mimarı olduğu kurumsallaşamamış köhne yönetim zihniyetidir. Murat Cavcav bu zihniyetin bir sonucudur. O sebeple, Murat Cavcav’a muhalefet yaparken, Cavcav mitini yeniden yeniden yaratmayalım. Rahmetlinin yaptıkları yadsınamaz ama yapmadıklarını da düşünmek lazım.

8 Likes

Bu kulübün geldiği yerin en önemli sorumlusu İlhan Cavcav’dır. Bunu görmek için çok uzun araştırmalar yapmaya gerek yok, 2006’dan bu yana TFF’den alınan sezonluk paralara akabinde yapılan transferlere, ardından sezonluk puan cetvellerindeki yerimize ve son olarak kasadaki paranın değişimine bakmanız yeterli… Başka söze gerek kalmıyor…

Kaldı ki, kurumsallaşmayı engelleyerek, tek adam olmak için etrafındaki tüm “sivrilikleri” yok ederek, her kötü gidişatta günah keçisi bulup kendini aklayarak, bu kokuşmuş sistemin oluşması sağlayan sayın İlhan Cavcav, son hamlede hem Ümit Özat’ı hem de Murat Cavcav’ı kulübün başına getirerek, Gençlerbirliği kariyerinin ilk 20 yılında yaptıklarının hepsini tuzla-buz etmiştir…

Asıl mucize, bu kulübün son 10 sezondur bu kadar kötü yönetilip kümede kalmış olmasıdır!

6 Likes

1- ilhan cavcav bugün gençlerbirliği’nin içinde bulunduğu durumun en büyük sorumlusudur. anlaşılmaz bir hırsla, kulüpten alakasız oğlunu başkan yaptı.

2- 2006’dan beri gençlerbirliği kötü yönetiliyor, 10 yıldan fazla bir süre ilhan cavcav bu kötü yönetimin sorumlusu…

3- takımda şikayet ettiğimiz herkes aslında ilhan cavcav döneminin mirası. kulüp adına transfer yapan menajerler, teknik direktör, personel, yönetim kurulu üyeleri… yani ilhan cavcav döneminde şikayet ettiğimiz her şey yerli yerinde dururken, cavcav’a saygı duymamızı sağlayan tutkusunu kendisiyle beraber defnettik.

4- cavcav yerine oğlunu başkan yaparak, cavcav ismine saygısından dolayı, yanlışları eleştiremeyen, kendisine ses çıkaramayan eski yöneticilerin, eski futbolcuların, divan kurulu üyelerinin büyük kısmının elini kolunu bağladı. bu insanlar ne yazık ki, sırf soyadı cavcav diye, ilhan cavcav’ın oğlu diye başkanlık koltuğunu işgal eden zatı eleştiremiyorlar.

5- bu hanedanlık yıkılmadan gençlerbirliği’nin kurtuluşu mümkün değil!

3 Likes

Bu hanedanlık yıkılacak!!!

Düşmek İşte Tam da Budur…

Birçok Gençlerbirliği sevdalısı, bu takım şampiyonluklar kazandığı, sahada şiir gibi futbol oynadığı, müthiş tribün gösterileri yaptığı için değil, bu kulübün duruşu için Gençlerbirliği’ne gönül verdi.

Küfürsüz tribünleri ve tribündeki dostluklar için stadın yolunu tuttu yandaşları. Karda, kışta, yenilginin kaçınılmaz olduğu maçlara sırf dostlarla bir araya gelmek için çektiler stadyum çilesini.

Altyapıdan yetişen oyuncuları kendi evladı gibi bildi bu taraftar. Onların gelişimini, milyonluk futbolculara sahayı dar edişini ve sonunda yuvadan uçup gitse bile Gençlerbirliği sevgisini yüreğinde taşıdığını bildiği için bu takımı sevdi. İlhan Başkan’ın cenaze töreninde hayatta olan efsane oyuncularımızın Türkiye’nin dört bir yanından koşarak Ankara’ya gelmesi, onların içindeki vefa duygusuydu bu kulübü sevdiren.

Ne işadamlarından, ne siyasetçilerden, ne de kurumlardan yardım dilenmemesiydi bu duruş. Futbol Federasyonunun tepesindeki yandaşının takımı küme düşünce çocuğunu kaybetmiş gibi ağlaması, ama asla iltimas geçmemesiydi bu kulübü değerli kılan.

Futbolda kurulan müesses nizama karşı direnişti bu kulübün karakteri. Şimdiki yeni yetmeler bilmese de Anadolu kulüplerini, hayal bile edemeyecekleri yayın gelirlerine taşıyan mücadelenin adıydı Gençlerbirliği.
Bozuk düzendeki sağlam çark, çöldeki vaha, karanlığa sıkılmış aydınlatma fişeğiydi bu kulüp.

Şimdi bir maç kazanınca bu güzide kulübün taraftarını eleştirenler lütfen aynaya bakın. Siz bu kulübün tarihi duruşunu temsil ettiğinize inanıyor musunuz? İlhan Cavcav sezonunda spor dünyasında icraatlarınızla ilgili bir tek olumlu yorum duydunuz mu? Her zaman bir aile gibi davranan bu camiada alınan galibiyetlerden sonra medya önünde ilkokul çocuğu seviyesindeki sözlü sataşmalar bu kulübe yakışıyor mu?

Düşmek nedir biliyor musunuz? En kritik maçlarınızda Ankara’da bomboş tribünlere oynamaktır. Attığınız golden sonra bile istifaya davet edilmektir. Aldığınız oyuncularla spor programlarında alay edilmesidir. Lige yeni çıkmış takımlara karşı kendi sahanızda 9 savunma oyuncu ile çıkmaktır. İstatistiklerde sıralamanın son basamağına yerleşmektir. Hepsinden daha vahimi, yönetimin, teknik kadronun, taraftarın birbirini sevmemesi, saygı duymaması, şerefsizlikle, namussuzlukla suçlamasıdır. Hala küme düşmeyi bekliyorsanız asıl düşmek işte tam da budur…

Keşke bu kulübün sorunu küme düşmek kadar basit olsaydı…

9 Likes

artık düşmek de o kadar önemli olmaktan çıktı…
düşeriz, mücadele ederek çıkarız. eskisinden daha güçlü, daha kaynaşmış, bize yakışan şekilde…

ama antalyaspor maçının sonrasında hava alnında yaşanan çirkin ötesi olay, etik değerlerimizin ayaklar altına alınmasıdır. bunu hazmedemeyiz işte… bir spor kulübünün karşılaşmak istemediği, bizim ise hiç kabul etmeyeceğimiz bir sürecin içindeyiz…

hanedanın varisi elinde her geçen gün felakete doğru hızla sürüklenen, ülkemizin en güzide kulübü artık yok olma sürecinin içerisinde bulunuyor… ve buda varis cavcav’ın bizzat kendi eliyle gerçekleşiyor… beceriksizliğin, devasa sorunlara ilgisiz kalmanın, çağdaş kulüp yönetişim bilimine sırt dönmenin kaçınılmaz sonu…

daha önce de belirtmiştik. bırak kulüp yönetimini, manav bile kovduğu çırağı geri almaz demiştik… çünkü çırağı geri aldığında artık o çırak manav olmuştur… manav da çırak…
geri döndüğünde; ne özelliği varsa, onu misliyle kazanmış haldeki mağara adamı, koskoca ülkede bulabildiği tek ini bilinen tek özelliğiyle savunmaya çalışıyor… önüne gelene saldırıyor ayı… öyle ki: himmete muhtacın, veli nimetine saldırdığını görecekmişiz demek ki…
çağdaş kulüp yönetişiminin, demokratik kulüp iktidarının tartışmaya açılmasını daha sıkça dile getirdiğimiz bir anda, kulübümüzün tarihsel gelişiminin tamda kırılma noktasında; eleştiriye tahammülsüz, protestoya şiddetle karşılık veren orman adamı toplantıya baltayla geldi…
başsız, sapsız, her türlü rezaletin yaşandığı kulübümüzde. iletişime kapalı, koşulsuz, şartsız destekleyici yöneticilerin bile dayanamadığı olayların odağı haline gelmiş kulüp yönetimi, hak ettiği yönetim biçimine aciliyetle kavuşmalıdır…

kavgayı, çirkefliği, zontalığı, kulübümüze getiren, kulübü babasının malı zanneden varis cavcava artık sormanın vakti gelmiştir:
bu kulüp kimin?

gençlerbirliği terbiyesine, örf ve adetlerine ve bilinen bütün etik değerlerine taban tabana zıt görüntü sergileyen bu yönetim ve onun vazgeçilmezi maganda hocası vakit geçirmeden bu kulüpten uzaklaştırılmalıdır…

6 Likes

Hangi Ara Değerlerimizi Bu Kadar Yitirdik?

Maçın bitiş düdüğü ardından sinirle arkamı döndüm ve arkadaşlara dert yanmaya başladım. “Oldukça kötü bir performans sergileyen, pozisyon yaratamayan, mental olarak kötü günler geçirdikleri her hallerinden belli olan Antalyaspor karşısında üstün oynayıp bir de öne geçtikten sonra ne gerek vardı bu kadar korkup, gömülmeye? Jailton’un şov yaparcasına 2 kere kendini yere atıp rakip oyuncuları, taraftarları hatta hakemi azdırmaya, kendi takım oyuncularını mental ve fiziksel olarak oyundan uzaklaştırmaya ne hakkı vardı?” diye…

Bu arada Mehmet Soylu’nun sesini duydum, “Mali gelsene bak burada ne var!” Sinirimden olacak, “ne olabilir ki!” diye kendi kendime söylenerek yürümeye başladım. Yanlarına gittiğimde, Mehmet Abi, “bak bu arkadaşlar Isparta’da okuyorlarmış ve Behzat Ç.’yi izleyip Gençlerli olmaya karar vermişler. Bu da ilk maçlarıymış, kalkıp Isparta’dan gelmişler” dedi. “Nasıl Gençlerli Oldum” hikayelerine bayılan biri olarak maçı unutmuş hikayenin güzelliğine dalmıştım. Tanıştık, muhabbet ettik ardından da bir anı fotoğrafı çekeyim diye Mehmet Abi, Sultan ve Necet’ten poz vermelerini rica ettim. Mehmet Abi, “sen de gel mali” dedi. Telefonu bir başka arkadaşa verip fotoğraftaki yerimi aldım. Günün en güzel hikayesiydi…

Birkaç saat sonra telefonuma mesajlar yağmaya başladı. Ümit Özat, daha önce küfrettiği ve bu yüzden de davalık olduğu Mehmet Abi’ye oğlu Ömer’in önünde küfür ve tehditler yağdırmış. Futbolculardan Zeki Yavru ve görevini bilmediğim ama Özat’ın yanından bir dakika ayrılmayan Mustafa Çevik, korkmuş bir şekilde ses kaydı almaya çalışan Ömer’in telefonunu zorla alıp kayıtları silmiş. Olay hem uçağa giden otobüste, hem de uçakta devam etmiş, Özat susmasını isteyen yolculara bile terslenmiş.

Şaşkın bir şekilde yazılanları okurken aklıma Necdet ve Sultan geldi. Tüm iyi niyetleri, tüm sevgi doluluklarıyla kulübe sempati duyan, ceplerinden verdikleri parayla atlayıp deplasmana gelen, takımı destekleyen Necdet ve Sultan! Birkaç saat önce kendileriyle muhabbet eden, hikayelerini öğrenen ve heyecanla diğerlerine aktaran, fotoğraf çekindikleri Mehmet Soylu’nun kulüp teknik direktörü tarafından saldırıya uğradığını öğrenince, sempati duydukları Gençlerbirliği hakkında ne düşüneceklerdi?
Rakip takım, taraftar ve futbolcularına her koşulda saygı duyan Gençlerbirliği mi gerçekti, yoksa teknik direktörü herkesin önünde, oğlu yanındaki taraftara saldıran, küfürler eden ve tehditler savuran Gençlerbirliği mi gerçekti?

Kulüp ve taraftarların ilmek ilmek örerek oluşturduğu değerleri, yaklaşık bir yılda yok etme başarısı gösteren güzide Gençlerbirliği yönetiminin, susmaya devam ederek suça ortak olduğunu anlaması için daha ne kadar rezilliğe imza atılması, daha ne kadar değerlerimizin aşağılanması gerekiyor bilmiyorum ama, en azından birileri, her koşulda, “unutulmamalıdır ki ben İlhan Cavcav’ın oğluyum” diye övünen Murat Cavcav’a, babası döneminde böyle rezillikler yaşansaydı, İlhan Cavcav ne yapardı, onu söyleseler bari…

3 Likes