bu konuda yazılır çizilir mi bilmiyorum da, forumda söyle de bir başlık olsun en azından
Landman son zamanlarda en severek izlediğim dizi. İki sezon yayımlandı, üçüncüyü sabırsızlıkla bekliyorum…
ben de dizi bu sıralar senke nad balkanom u izliyorum. aşırı sardı.
Ben de şimdilik iki HBO dizisi önereyim:
Portobello: Yeni yayınlanan bir İtalyan dizisi.
The Wire: Oldukça eski sayılabilecek bir HBO polisiye dizisi…
son zamanlarda izlediğim 3 film;
tockovi, milenium mambo ve aguirre tanrının gazabı
tockovi, sırp yapımı kara komedi filmi olup aynı zamanda insanın aklına bir çok soru işareti bir çok düşünce bırakıyor. oyuncu kadrosu baya sağlam, anica dobra, samardzic çok beğendiğim oyuncular. senaryosu da çekimleri de akışı da çok iyi. izlediğim en iyi kara komedilerden oldu.
milenium mambo, yeni çağa giriş yapan dünyanın, tayvan tarafına düşen gençliğinden bir kesit. keyifliydi diyebilirim. zaten açılış kısmından sonra filmi izlemek istiyor insan.
aguirre, ise nasıl diyeyim. hani derler ya “sarsıcı” öyle bir film. tarihin yaşamış en psikopat adamlarından biridir bu aguirre. filmdeyse doğayı, zamanı konuyla birlikte çok iyi yansıtmışlar. hem ağır gelişen hem ağır bir film.
"Aguirre, Tanrının Gazabı"nı yıllar önce torrentten indirip izlemiş ve çok beğenmiştim. Şimdi sanıyorum platformlarda yayında… Alman yönetmen Werner Herzog’un 1972 yılında Klaus Kinski ile çektiği üçlemenin ilk filmi… İkinci film ise 1982’de çektiği Fitzcarraldo… Üçüncü film de 1987’de çektiği Cobra Verde… Üçü de tereddütsüz önerebileceğim çok güzel filmler.
Çekim hikayeleri bile ayrı bir film konusu olacak nitelikte… Yanlış hatırlamıyorsam Fitzcarraldo’nun çekimlerinde Herzog ile Kinski şiddetli bir şekilde kavga ediyorlar. Filmde oynayan ve Kinski’ye gıcık kapan Amazon yerlileri Herzog’a isterse Kinski’nin işini bitirebileceklerini söylüyorlar. Herzog da buna gerek olmadığını, Kinski ile daha sonra barışabileceklerini falan söyleyip yerlileri yatıştırıyor. Ayrıca 320 tonluk buharlı geminin karadan yürütülerek tepeden aşırılmasında hiçbir çekim hilesi kullanılmadığı söyleniyor.
herzog un seti terk etmek isteyen başrol oyuncusu kinski ye silah çektiği de doğru mu abi :d
Silah çekme olayını bilmiyorum ama iki deli bir araya gelince çok şeyler yaşanmış Onur. ![]()
Ekşi Sözlük’te Fitzcarraldo hakında yazılmış güzel bir yazının linkini paylaşıyorum.
izlenecek listesine attım abi. şimdi sırada fukasaku’nun yakuza 5 lemesi var.
Yüzbaşı Volkonogov Kaçtı,
yeni nesil rus sinemasını takip ediyorum da bu film tam olarak rus sinemasına dahil edilir mi bilmiyorum. biraz -sanırım birazdan fazla- propaganda filmi olmuş. ancak şunu da belirtmeyim fena da değildi. ilk 10 15 dakikası ne oluyor nereye geldik derken, senaryo çok iyi bağlanıyor filmin içine çekiyor.
bu rusya-ukrayna savaşı nedeniyle rusyayı sovyetlerden vurmaya çalışan tipik avrupa fonlu bir film. he tabii kızıl terör gerçeği de yadsınamaz.
takip etiğim bir çok festivalden ödül almış ya da aday olmuş. merak edip şimdi indiriyorum bakalım. gerçi inmiyor :d
nedense aklıma kalandar soluğu geldi. izleyen var mı bilmiyorum. çok iyi filmdi. yıllardır mustafa kara bu ayarda böyle bir film çekecek mi çekmeyecek mi diye bakıyorum adam yıllardır film çekmedi :d
kalandar soğuğunu kesinlikle tavsiye ediyorum. çok iyi bir karadeniz filmi.
fitzcarraldo yu dün izledim. aguere kadar etki bırakmadı bende.
spoiler
gemi olayına erkenden girseler iyi olurdu. önü çok gereksiz uzamış. yerlilerle girdikleri iletişim ilgi çekiciydi. kabile şefinin buzu havaya kaldırdığı an sanırım bende filmin doruk noktasıydı. bunun dışında anladığım kadarıyla yerlileri de köle gibi çalıştırmışlar :d hatta filmde de “neden bizim için bunları yapıyorlar” diye hatta 3 kere tekrar ediyordu. son olarak yarı belgesel yarı film olmuş. diğer dikkatimi çekense kamera açıları doğayı çekersen çok güzel ayarlanmıştı ancak sahne akarken pek öyle değildi.
Üçünü de izlediğim üçlemenin en etkileyici ve çarpıcı filmi bence de Aguirre… İlk film olduğu için de böyle düşündürtebilir. Aynı zamanda bir belgeselci olan Herzog üç filmde de farklı anlatım tarzları benimsemiş. Beni asıl şaşırtan ve düşündüren şey, yapay zekanın ve görsel efekt sistemlerinin günümüzdeki kadar gelişmiş olmadığı 70 ve 80’li yıllarda Herzog’un bu zor filmleri kısıtlı imkanlarla bir belgesel kıvamında nasıl çekebildiği…
abi adam belgeselciyse zaten kısıtlı imkanlarla ve az bir kadroyla yapar işini. çalışma ruhları bu. ama işin içine film giriyorsa oyuncu ve set ekibini yönetmek, doyurmak, uyum…vs gerçekten zor iş. hem de gidip or cografyada böyle filmler çekmek gerçekten zor. açıkcası ben de şaşırdım. bir sahne için muhtemelen 1 2 gün harcamışlardır.(bence yerliler kutsal görev gibi yardım etmişe benziyor) bu oradaki ekipte sinir de bırakmaz. boşuna setler o kadar kavga dövüş geçmemiş
utamayı izledim, iklim krizine inanmayan biriyim. bu nedenle biraz propaganda olmuş. fonlanıp fonlanmadığını bilmiyorum. bunun dışında tipik kuşak çatışması ve göç sorunları ele alınmış. izlenebilir bir film. gizliden gizliye din çatışması da var. özellikle kuşak/göç çatışması içinde din çatışmasını da sezdim. yönetmenin de ilk filmi. bakalım diğer filmleri nasıl olacak.
senke nad balkanom da 8. bölüme geldim. gayet iyi ilerliyor. çeviri sorunu için herhangi bir dilde altyazı bulduğunuzda yapay zeka cidden iyi çeviriyor. ben baya bi eğittim yapay zekayı çeviri konusunda. filmin ya da dizinin kendisini bulmaya gelince torrentten bulmak gerekiyor artık. bizim de içinde bulunduğumuz balkan cografyasını çok iyi anlatıyor. sanırım bu balkan cografyası kadar neşeli, karmaşık, hüzünlü başka bir cografya yoktur. bi de bizim şu uzun anadolu.
platformda hiç kullanmadım. hatta netfliks ilk çıktığında da baya bi soğuktum, açıp üyelik bile almadım, baya bi saçma gelmişti bana hatta kıllanmıştım da sanırım sonradan haklı da çıktım :d biz torrentciyiz elhamdülillah
Ben de uzun zaman torrent kullandım ama bir süredir bilgisayarda sorun var. Ayrıca bir süredir IPTV kullanmaya başladım. IPTV de çok kullanışlı. Torrentin yeri bir başka tabii…
gürcü sinemasını severim, sanırım izlediğim en iyi gürcü filmi udzinarta mzeyi anlamadan geçemeyeceğim. geçen gürcü akademesine göz gezdirirken rastgele bir sinema makalesi buldum. makalenin konusuda aleksandre rekhviashvili üzerineydi. neyse merak ettim, hiçbir yerde filmlerini bulamıyorum. sonra google a bi yazayım dedim youtubeda varmış :d açtım filmi izliyorum, bir şeyler eksik. oyunculuk havada mı kalıyor, konu ne tam olarak çözemedim filan derken taşlar yerine oturuyor, adeta kafkanın ruhu etrafta dolaşmaya başlıyor.
Sapekhuri
yani kardeşim, bir şota bir kvara kolay yetişmiyor :d
not: youtube çevirisi fena değil. indirip kendim çevirttim öyle izledim. buradan da izlenir.