Alıcısına şimdiden hayırlı uğurlu olsun!

Hafta içinde ek kontenjan sorunu ortaya çıktığından bugüne kadar sosyal medyayı takip etmeye çalıştım, Alkaralar TV ve Klasspor TV’deki arkadaşlarımızın programlarını izledim ve yazılan sıcak yorumları okudum. Vardığım sonuç: Dost olmak ne kadar zorsa, düşman olmak da o kadar kolaydır. Gençlerbirliği yönetiminin sosyal medya hesabında “Kardeşlerin Derbisi” adıyla Muzaffer ve Eser kardeşlerin videosunu yayınlamasına karşın geçen sezon Denizlispor ve Adana Demirspor’a, bu sezon Galatasaray, Sivasspor, Trabzonspor’a verdiği ek kontenjanı, şehrinin diğer takımına, Beştepe’deki kapı komşusuna çok görerek vermemesiyle başlayan sıkıntı ve gerginlik, iki takımdaki düşmanlıktan beslenen taraftarların sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla her geçen gün daha da büyüdü ve maçtan sonra da devam ediyor. Öncelikle Gençlerbirliği yönetimi sadece ek kontenjan vermemekle kalmamış, maç sonrasında sosyal medyada yayınladığı tek cümlelik gereksiz bir mesajla gerginliği daha da artırmış ve iki takım taraftarlarını birbirine düşman etmeyi başarmıştır. Gençlerbirliği’ni ve taraftarlarını aşağılayan, sosyal medyada ve tribünde küfreden, “Gençlerbirliği kümeye!” diye bağıran Gençlerbirliği düşmanı Ankaragüçlüler kazanmıştır. Gençlerbirliği yönetiminin doğru yaptığını savunan, kısasa kısas diyen, Ankaragücü taraftarlarını aşağılayan, Gençerbirliği’nin adını tam söylerken Ankaragücü’ne “AG” diyen, tribünde “Koyduk mu!” diye bağıran Ankaragücü düşmanı Gençlerbirlikliler kazanmıştır. Kibir, aşağılama, küfür ve düşmanlık kazanmıştır. İki taraf da süreci çok güzel yönetmiş, Ankaragücü’nün ve Gençlerbirliği’nin alt liglere düştükleri dönemlerde verdikleri buram buram destek ve kardeşlik kokan duygusal mesajların sahte ve kocaman birer yalan olduğunu bir maçta göstermişlerdir. Kutluyorum! Dostluktan yana olanlar, “Futbol dostluk, arkadaşlık ve kardeşliktir” diyenler azınlıkta kalmış ve kaybetmiştir. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. İki kulübün yönetimleri ve taraftarları arasında saçmasapan bir olayla başlayan ve önümüzdeki dönemlerde artarak devam edecek olan bu düşmanlık her iki kulübe ve taraftarlarına, kısacası alıcısına şimdiden hayırlı uğurlu olsun!

Geçen sezonun sonlarında Gençlerbirliği’nin Süper Lige çıkması kutlamalarında ve ardından Gençlerbirliği genel kurulunda yaşanan rezilliklerden sonra biz birkaç arkadaş bir süre maçlara gitmeme ve tribünden uzak durma kararı almıştık. Bu süreçte zaman zaman taraftarlık duygularımıza yenilerek, “Dönsek mi acaba?” diye düşündüğümüz de oldu. Ama ben şahsen özellikle bu hafta yaşanan rezilliklerden sonra maçlara gitmeme ve tribünden uzak durma kararımızın ne kadar doğru ve isabetli olduğunu bir defa daha görmüş oldum. Ben taraftarlık anlayışımı iki basit temel üzerine kurmuştum: “Önce futbolseverim, sonra taraftarım!” ve “Futbol dostluk, arkadaşlık ve kardeşliktir!” İkisinin de yanlış olduğunu ve genç kuşakların dilimize kazandırdığı yeni deyimle “boş yaptığımı” anladım. Ama buna karşılık çok güzel bir şey kazandım: Taraftarlığın elimden aldığı özgürlük! Bundan sonra özgürüm ve sadece futbolseverim!

4 Beğeni

malesef. sosyal medya özellikşe twitter afedersiniz de bok çukuru. ülkemize ne geldiyse bu sosyal medya ve o mavi kuştan geldi. vakit öldürüyoruzdan sentetik bir gerçekliğe dönüştü. önce bunun altyapısını hazırladılar fiziki olarak tribünlere soktular, sonradan sosyal medyadan verilen algı dozu üstüne herkesten bi.ses. bu senaryoyu nerden mi biliyorum siyasetten :slight_smile: o.yüzden kim ne demiş, ne diyor bakmadım bile, zaten twitter fb kulanmıyorum. tam da bugün gençlerbirlikliler nerde yazıyor acep diye 2 sene önce açıp 1 hafta kulandığım hesaba girdim bakındım öyle sıkıldım çıktım, kaç topcumuzu takip.ettim bu arada :smiley: neyse abi, bu konulara yprum yapmak bile prim vermektir, ankaragücü/gençlerbirliği biz taraftarların ötesinde kardeştir. şimdi çıkıp o onu dedi, bu bunu dedi muhabbetiyle, o zaman kardeş değilmişiz saçmalıklarıyla daha doğrusu gıybet yapıp bundan çıkarım yapan, ankara kültürüne zarar verenleri de bi kenara koyup geçmek lazım. İnadına yapıcılık, inadına birlik, sonuna kadar gerçekler bu da benim slogan olsun :smiley:

şimdide aklıma takılan bi şey vardı yazmaya gelmiştim buraya yazarken buldum kendimi. aklıma geleni yazmaya gidiyorum.

1 Beğeni

Necdet Abicim affına sığınarak, Ben de konuyla ilgili fikrimi paylaşmak istiyorum. Biraz uzun olacak eğer okumaya değer bulursan sevinirim. son birkaç günde olanlar konu değil aslında, Ankaragücü camiası ile olan dostluğumuz, en başından beri pamuk ipliğine bağlı zaten. Bunun nedeni de, taraflı gibi gelse de tarafsız olarak söylüyorum, Ankaragücü tribünleri ve camiasının genel profilidir. Ben Gençlerbirliği’ni tutmaya başladığımda 94-95 sezonuydu, ilk maçlarıma babamla 87-88 yıllarında gitmeye başladığımdan beri Ankaragücü sempatim vardı. Hatta sıralamam 1. Tuttuğum İstanbul takımı 2. Ankaragücü 3. Gençlerbirliği şeklindeydi. 94ten sonra bir süre daha babamla maçlara gitmeye devam ettik, daha sonra maçlara babam olmadan gelmeye başladığımda 97 yılıydı. Duruma göre maratona ya da gecekonduya gidiyordum. 97-98 yılında amatör futbolculara verilen giriş kartı sayesinde, maraton tribününde beleşten tüm maçları izleme şansına sahip olmuştuk. Hem Ankaragücü hem de Gençlerbirliği’nin tüm maçlarına gittim. O sene ligde olan Şekerspor’un da yarıdan fazla maçında gittim. Kendimi de o yıllarda Gençlerbirlikli ama Ankaragücü’nün de taraftarı olarak tanımlardım. O sene oynanan iki Ankaragücü maçında da maratondaydım, o zamanki taraftar sayıları belliydi. İki derbide de maraton tribünü ancak yarısına kadar doluydu. O yarının da yüzde 25i gençlerli, yüzde 75i ankaragüçlüydü ama yoğun tezahüratçı bir kitle (yani grup ) değil,münferit gelen insanlardan oluşuyordu. İnsanlar birbirlerine karşı daha anlayışlıydı. Karışık grup içinde Gençlerin de, Ankaragücünün de golüne sevinen insanlar oluyordu. Ortada karşılıklı anlayış vardı.
98-99 yılında Ankaragüçlüler bizim maçlara geliyorlardı. Biz bilet parası verip içeri girerken, muhtemelen yapacakları daha iyi bir işleri olmadığı için maça gelen Ankaragüçlüler, stadın dışında bekleyip “yönetim uyuma taraftarın dışarda” diye bağırıyorlardı ve 30-35 dklarda kapıların açılmasıyla beraber içeri giriyorlardı. 100 kişi falan oluyordu bu topluluk, üzerlerinde Ankaragücü atkısı ve formaları oluyordu. Asla Gençlerbirliği’ne ait bir şey giyinmez ya da takmazlardı. Arada konuştuğumuzda “size bilet vermiyorlar mı, 50 kişisiniz kim size bilet versin” muhabbetleri yapıyorlardı. O yıllarda biletli Gençlerbirliği taraftarının, biletli Ankaragücü taraftarından daha fazla olduğunu herkes biliyor heralde. Maçlarda yalandan bizi destekledikten sonra sık sık “biz ankaragüçlüyüz” “başkent” gibi tezahüratlar giriyorlar, özellikle maçın koptuğu bölümlerde de tamamen Ankaragücü tezahüratları yapıyorlardı. O sezonun sonlarına doğru bir Bursaspor maçında, bu kez Ankaragücü düşme potasında Bursaspor ile rakip olduğu için, bizi desteklemeye daha kalabalık gelmişlerdi. Biz iyi takımdık ama biraz rahattık, hiçbir hedefimiz yoktu. İlk yarı Bursaspor bizi 3ledi. o ana kadar “haydi gençler””başkent için oyna gençler” diye bağıran Ankaragüçlüler, 3. Golden sonra bir anda “satılmış gençler” diye bağırmaya başladılar. Öyle çok rahat, bir anda, şak diye “satılmış gençler” diye bağırabildiler. Tribünde yaşanan gerginlikten sonra, gecekonduda polis barikatı kuruldu, bir yanda biz bir yanda ankaragüçlüler. Sonra karşıdaki Bursasporlularla karşılıklı tezahürat yapıp, Bursa Ankaragücü kardeşliğini o maçta gözümüzün önünde kurdular.

Ertesi sene 99-00 sezonunda, dayımın maça gelmek istemesi ve tv açısından izlemek istemesi nedeniyle, kuzenim ve dayımla beraber maratona gittik. Ev sahibi bizdik ama maraton yüzde 90 ağırlıkta Ankaragüçlülerle doluydu. Cafer’in uzun süre sonra Ankaragücüne dönüş maçıydı, iki gol attı bizi yendiler. Maçtan önce Ankaragüçlüler “Cafer gelecek özür dileyecek” diye çağırdı Cafer’i, o da gitti aralarındaki husumet böylece bitti. (husumete neden olan maçta da stattaydım. Cafer Ankaragücünden Antalya’ya olaylı biçimde transfer olmuştu. Ankaragücü, Baroni ve Bozinovski’yi transfer etmiş, ayrıca kadroda Hasan Şaş, Ahmet Yıldırım gibi o zamanların yıldız adayları olmasına rağmen, Cafer’in müthiş oyunu ile 3-1 yenilmişti Antalyaya… Ankaragüçlüler “■■■ ■■■ ■■■ cafer” diye bağırınca da tribünleri selamlamayı unutmamıştı) Bu ayrıntıları neden veriyorum, muhtemelen benim yaşlarımda bir Ankaragücü taraftarı bu olanları hatırlamaz bile… Ben çocukluk hatıraları nedeniyle, Ankaragücünü seviyordum ve dikkatle takip ediyordum. Neyse 99’daki o maçta ben bir pozisyon gol oldu sanınca ayağa fırladım, baya saldırmaya çalıştılar. Halbuki bir sene önce yine maratonda attığımız gole sevindiğimde, benim gibi sevinen belki 50-100 kişi olmuştu ve kimse tepki göstermemişti.
Ersun Yanal döneminde yaptıkları ortada… Sonrasında 2006 yılıydı galiba, maçı kazandık, bunlar yönetimleri aleyhine bağırıyorlardı, “haklısınız” anlamında alkışladık, dönüp bize “hepiniz ■■■■■■ çocuğusunuz” diye bağırdılar. Üstelik o yıllarda internette de sürekli “taraftarınız yok” temalı, küçümseme ve aşağılama mesajları attılar. Biz düştükleri sene samimi olarak çok üzüldük, hepimiz çok üzüldük. Ancak onları küme düşmeye götüren sürecin başında “Melih Gökçek’e kulübü veriyorsunuz, sizin takımı bitirecek” diye uyardığımızda, bizi “hazımsız ve kıskanç” olmakla suçladılar. “Tesisleri kıskanıyorsunuz, Avrupanın en büyük tesislerine sahip olduk” diye hava yapıyorlardı, o tesisleri şimdi MİT kullanıyor. Melih Gökçek Ankaragücü’nü bitirdi, İlhan Cavcav, o senelere kadar defalarca küfürlerine, hakaretlerine maruz kalmıştı, üstelik 3-4 kez arabasının camlarını indirdiler, birkaç kez bizzat Cavcav’ı tartakladılar, (o meşhur kol hareketini de Ankaragücü taraftarına yapmıştır bu arada) Melih Gökçek’in bıraktığı enkazı sahiplenen kişi oldu. Oyuncu verdi, elektrik faturalarını ödedi, ortak girişimdeki anlaşmalarda yükümlülüklerini yerine getirememiş olmalarına rağmen onları statta kalmalarını sağlamaya devam etti. Bütün masraflarını karşıladı, İlhan Cavcav bunları hangi dönemde yaptı, Ankaragücü’nün kendi içinden seçtiği başkanlar, bizzat Ankaragücü’nü dolandırırken yaptı! .Düştükleri sene Hurşut maçta gol attı diye, sosyal medyada, forumlarda hurşut’a demediklerini bırakmadılar. Adam gole doğru düzgün sevinmedi bile…
Sonra ne oldu, Ankaragücü alt liglerdeyken birçoğumuz gidip destekledik. Pek çoğumuzun evinde Ankaragücü atkısı, poları, forması var. Gençlerbirliği atkısıyla da gittiğimiz oldu ama çoğu kez Ankaragüçlü gibi giyinip gittik, bence bu saygıdır. Ankaragüçlü gibi davrandık, Ankaragüçlü gibi bağırdık gittiğimizde de… Ankaragücü şampiyon oldu, kutlama maçında tribüne kısıtlama getirdiler, yalnızca Bursaspor ve Ankaragücü pasoligine sahip olanlar maça gelebilecek dediler.  Öyle olmadı mı? Ya ayıptır biz de destekledik sizi dedik, “kaç kişisiniz ki?” dediler.
Küme düştüğümüz sene Antalya maçındaki destekleri bence çok değerliydi. 20 yıllık tribün geçmişimde, bu dostlukta(!) ilk kez Ankaragüçlülerin samimi olarak yanımızda olduğunu hissettiğim andır.
Melih Gökçek kendi eğlencesi Osmanlıspor ucubesi için stat yaptı eryamana… Belediye başkanlığındaki ömrü yetmedi, açılışını yapamadı. Yerine atanan belediye başkanı da çok doğru bir kararla bu stadı Ankaragücü ile Gençlerbirliğine tahsis etti. Ankaragücü tarafında bir heyecan, bir mutluluk… Stadın adı “Ankaragücü 1910” olsun, yok yok “İmalat-ı Harbiye Stadı” olsun. Hayır hayır, “Büyük Ankaragücü Stadı” olsun. Koltuklar kesinlikle sarı lacivert olmalı. Biz kalabalığız, biz güçlüyüz, biz etkiliyiz! Belediye bize reklam versin para versin, bizi kurtarsın. Biz bütün şımarıklıkların sahibiyiz. Ya bir ide çıkıp demedi ki, “arkadaşlar bakın bu şehirde bir takım daha var, başkanı zor günlerimizde yanımızda durmuş, onun da Ankara futboluna büyük hizmeti var, gelin İlhan Cavcav isminin de stadın bir yerlerinde olmasını sağlayalım” siz duydunuz mu? Kapalıdaki koltuklar kırmızı siyah yapıldı diye çıldırdılar, “bu gevşekler yüzünden…” ile başlayan bir sürü şey okuduk.
Necdet Abi, yazının son kısmında “Gençlerbirliği’ni ve taraftarlarını aşağılayan, sosyal medyada ve tribünde küfreden, “Gençlerbirliği kümeye!” diye bağıran Gençlerbirliği düşmanı Ankaragüçlüler kazanmıştır. Gençlerbirliği yönetiminin doğru yaptığını savunan, kısasa kısas diyen, Ankaragücü taraftarlarını aşağılayan, Gençerbirliği’nin adını tam söylerken Ankaragücü’ne “AG” diyen, tribünde “Koyduk mu!” diye bağıran Ankaragücü düşmanı Gençlerbirlikliler kazanmıştır. “ demişsiniz.
Ben de buna cevap olarak şunu söylemek istiyorum: ne yazık ki haklısınız. Sonunda kötülük kazandı. Ancak Ankaragücü’nde çoğunluk ve hakim davranış biçimi, bizde ise azınlıkta… Ankaragücü’nün hakim kültürü, “Gençlerbirliği’ni ve taraftarlarını aşağılayan, sosyal medyada ve tribünde küfreden, “Gençlerbirliği kümeye!” diyenlerdir. Buna karşılık bizde “Koyduk mu” diyen, AG diyen çok az sayıdadır ve asla hakim kültür değildir. Karşılaştırmak gerekirse Ankaragücü camiasında Gençlerbirliği’ni eşit kardeşlik hukukuna göre seven kişi sayısı kadar azınlıktadır, bizde kötü olanlar. Biz hep bir ağızdan ve güçlü şekilde “Gençlerbirliği kümeye” diye bağırıldığında dahi, Ankaragücüne karşı aynı şekilde cevap vermedik. Gençlerbirliğinde, gerçekten hakim olan kültür, Ankaragücünü kardeş görüp onunla dertlenen kültür, yani Gençlerbirliği’nin çoğunluğunu oluşturan kültür kaybetmiştir. Ben ve benim gibi düşünen, C Blokta, Alkaralarda görüşlerini ifade eden arkadaşlarım, ne dün, ne bugün, ne yarın; hiçbir zaman Ankaragücü kümeye diye bağırmayacağız, Satılmış Ankaragücü diye bağırmayacağız. Yine Ankaragücü’nü, birbirinin tezahürü olan taraftar ve yönetiminin hakim anlayışına rağmen uzaktan destekleyeceğiz ama ne Ankaragücü taraftarına, ne de yönetimine zerre tahammülümüz kalmadı. Biz Gençlerbirliği tarafı zorla bir kardeşliği oturtmaya çalışıyoruz, Ankaragücü ise tam da Efe’nin bahsettiği gibi bir umarsızlıkla yaklaşıyor olaya…

O yüzden abi, senin de değerlendirirken daha adil yaklaşmanı bekliyorum. Son 10 yılı, son yirmi yılı gözünün önünden geçir. Daha eskisini bilmiyorum, belki daha eskiden Ziya Adnan gibi insanlar Ankaragücü tribününü oluşturuyorlardır ama benim şahit olduğum son 20 yıldır, sabırla ve anlayışla yaklaşıyoruz, karşılığında ise hep kötülük görüyoruz. Ya da iyilik görsek bile, içinde küçümseme olan bir iyilik oluyor bu…

4 Beğeni

olaya sosyolojik yaklaşmışsınız. eğer basit olarak düşünürseniz(basit en zordur) bu iki kulübün o bahsettiğiniz(siz dahil) taraftarların üstünde bir bağı,bir kültürü ve amacı olduğunu anlarsınız. ankaragüclü arkadaşım da bana o yeni diyazn edilen gençlerbirlikli(?) taraftar gruplarının dedikerini, yaptıklarını örnek veriyor. ve şunu da ekleyeyim hakim kültürün 20 sene sonra ne olacağını bilemeyiz, fakat tahmin edebiliriz. eğer böyle giderse hiç iç açıcı görünmüyor. iki provakasyona, lafa, algıya, trole bakıp kin kusacaksak hem de hiç. gençlerbirliği taraftarı öncelikle zeki olmak durumunda böyle bir saldırı karşında(ankaragücünüde, ankara futbolunuda savunmak içi, dolaylı.olarak türk.futbolunu)

ankaragücü o kültüre çoktan evrildi, sırada ki biziz. eğer bunu göremeden küçük hesaplar ile ilerleyeceksek geçmiş olsun. sadece algı ve şekil verme ile değil, şu an fiziki olarak da tribünlere sokulan, yer edinen buraların ağasıyız havasına giren adamlar ve onları oraya taşıyanlar ellerini avuşturuyordur. bu şekilde kaybederiz.

1 Beğeni

bütün bunları görememenize cidden şaşırıyorum. bilgi çağındayız bilmem farkındamısınız. bu çağ nasıl yönetiliyor? yapmayın lütfen. düşmanlığı körükleyecek her hareket, söz bizi çürütecek kişilere yardım etmektir. bakın biz pozitif yaklaştık diye vurulan laflar dahil. bu ülkede kin nefret ve kutuplaştırmayla beslenen organizmalar var. biz iyiydik onlar kötüydü de bunun başka versiyonu. he siz keyif alıyorsanız, mutluysanız üç beş(iç ve dış) trollerle, algıyla ortaya atılan konularla cebelleşnekle devam edin. lakin zarar veriyor olacaksınız bunu da bilin.

1 Beğeni

Sevgili Necdet Abi,

Ben de bir cevap yazma gereği hissettim. Zor ve fazlasıyla gergin bir hafta oldu herkes için. Elbette derbi haftalarının getirdiği tatlı bir gerginlik herkesin kabulü, işi güzelleştiren de bu biraz da. Şunu unutmayalım ki camialar dönüşüyor. Çünkü o camiaları oluşturan bireyler de değişiyor, camiaların içinde var olduğu sistem de. İlk yarıdaki maçı saymazsak en son 2012’de karşılaştık Ankaragücü ile. O günden bu yana iki camia da büyük dönüşümler yaşadı.

Benim tribün tevellütü sizin ya da Serkan’ın gittiği kadar geriye gitmeye izin vermiyor. Ama taraftarlığım boyunca bu oyuna daha makro ölçekte bakmayı alışkanlık edinmiş biri olarak, Serkan’ın da dediği gibi Ankaragücü perspektifinden Gençlerbirliği’ne atfedilen anlam ve konumda büyük bir problem olduğunu söylemek zor olmayacaktır. Taraftarlık da en nihayetinde bir kimlik. Farklı kimliklerin bir arada var olabilmesinin farklı formülleri var. Çokkültürlü bir yapıda, tüm kimliklere ifade özgürlüğü vermek de, “azınlık” olan kimliği asimile etmek de ya da “azınlık” olan kimliğin var oluşunun tolere edilmesi de bu formüllerden. Ne yazık ki Ankaragücü bu noktada “tolere etme” formülünün savunuculuğunu yapıyor. Ancak hoşgörü güzel bir kelime olduğu kadar tehlikeli de bir kavram. Toplumsal huzuru hoşgörü üzerine inşa ettiğimiz zaman belirli hiyerarşileri yeniden üretmiş oluyoruz. Çünkü hoşgörü, eşit olmayanlar arasında ve “güçlü” olanın “zayıf” olana var olma iznini ancak kendi kuralları çerçevesinde verdiği bir ilişkiyi tanımlıyor. Bu hoşgörü formülünün çalışması için yegane kural da “zayıf” olanın, “azınlık” olanın biat etmesi, kafasını çok kaldırmaması.

Buradaki temel problem, sadece ve sadece “biz de varız” iddiasında bulunan bir Gençlerbirliği’nin (“her zaman her yerde en büyük gençler” tezahüratının gerçek anlamından uzak, azami düzeyde subjektif ve belki de içi boş bir söylem olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım) bile Ankaragücü tarafından bir tehdit ve düşmanlık olarak algılanmasında. “Tribün kardeşliği” anlayışının, meşru rakipleri ortadan kaldırıp, tüm takımları “kardeş ya da düşman” ikiliğinin içerisine hapsetmesinin doğal bir sonucu bu.

Dedim ya camialar değişiyor diye. Ankaragücü ne yönde değişti ben yakından bilmiyorum. Ama Gençlerbirliği tribünlerinin son 10 yılda nicelik olarak ve tribün kültürü açısından geliştiğini çok iyi biliyorum. Elbette niteliği koruma kaygımız hala baki. Bu amaçta başarılı olduğumuz ve olamadığımız anlar oluyor ama hala görece çok başka bir yerdeyiz diğer tribünlere göre. Ama işte bu bahsettiğim nicelik olarak büyüme ve tribün kültürü gelişimi, Ankaragücü açısından, bizi “artık tolere edilemez bir kimliğe” dönüştürdü.

Bu tip gergin dönemlerde, büyük kitlelerin birebir aynı tepkiyi vermesini beklemek zor. Ama Serkan’ın da dediği gibi, biz tribünde ve sosyal medyada büyük çoğunlukla benzer ve olgun tepkiler verdik. Tribündeki koyduk mu tezahüratı da çok çok ufak bir grubun yaptığı, tribünün geri kalanının “şimşekler” diyerek eşlik ettiği bir tezahürattı. Güçlülerin “Kümeye” tezahüratından sonra gol atınca, o golden sonra dönüp de “ankaragücü kümeye” diye bağırmayacak tek bir tribün vardı bu ülkede. O da biziz. Sosyal medyada da küfürleşen ya da aşağılayıcı yorum yapan çok çok az Gençlerli vardı. Keşke hiç olmasaydı. (Bir not olarak, AG yazanlardan biri de bendim twitter’da. Ama aşağılamak için değil. Adamlar twitter’a Ankaragücü yazıp aratıp buldukları her tweet’in altına hakaretler yağdırıyordu :slight_smile: ) Ama Ankaragücü tarafından gelen fiziksel saldırı, küfür, tehdit ve aşağılamalar ne yazık ki çok fazlaydı. Ben, tüm bu gerginliği göz önünde bulundurarak, niteliğimizi korumak adına olabilecek en iyi sınavı verdiğimizi düşünüyorum.

Kaygılarınızı anlıyorum. Ama Ankaragücü-Gençlerbirliği gibi bambaşka sosyolojik grupların karşı karşıya geldiği bir rekabette güzelliği sağlamanın yolu karşılıklı saygıdan geçiyor. Biz Ankaragücüne, tarihine, tribün performansına saygı duyuyoruz. Benzer bir saygı talebiyle ayağa kalkıyoruz sadece.

3 Beğeni

:slight_smile: sonuç ne olacak erdem bey? engelemek ve geliştirmek yerine verilen cevaplardan bahsediyorsunuz. tribünler diyazn edilirken, troller ortaya salınırken bunları kontrol edenler zaten sizin tepkilerinizi ölçüp biçmiş oluyor. eğer makro olarak bakıyorsanız olaylara bunları görebilmeniz gerekmektedir. siz onların ekmeğine çok değil az yağ sürdünüz diyelim, yarın siz hesapta bile olmayabilirsiniz.

olay zayıf ya da azınlık psikolojisi değil, olay saygıda değil. kutuplaştırmak ve düşman yaratmaktır. aklı başında denilecek gençlerbirlikli grupların bile bu dalaşa katılması anlaşılabilir bi şey değildir. ki hedef siz değilsiniz, hedef bizim ve karşı tarafın içinde olan necdet abinin bahsettiği düşmancıları körüklemek,üretmek onların fikirlerini üste çekmektir. dediğim.gibi ilerde hesapta bile olmayabilirsiniz. eğer özellikle aon 5-6 sene de yapıln hamleler, stratejileri iyi analiz edebiliyoraanız olaylara bu kadar sosyolojik değil, biraz daha geniş ve gwrçekci bakardınız. bunları sizi kırmak için değil, gerçekleri söyleyebilmwk için yazıyorum.

Bi önerimde resmi hesaplar dışında twitter denen mecra tamamen karadeliktir. algı ve bilginin genellikle yıkıcı, yıpratıcı olarak kulanıldığı, kulandırışttığı bu mecrada özellikle kurumlar konuşulurken dikkat edilmesi gerekir. siz kendinizi açıklamaya çalışabilirsiniz fakat olağan yapıya, kültüre, kuruma zarar verici bombaların yerleşmesinde yardımcı olursunuz.

not: sosyoloji çok önemli parçadır, demek istediğim bütün değildir. sosyolojiye de bayılırım he

1 Beğeni

bu arada galatasaray deplasmanına gelecek olan olursa, bunları yüzyüzede konuşmak isterim.

1 Beğeni

Öncelikle artık ömrünü tamamlamak ve kapanmak üzere olan bu forumda yazdıkları güzel ve doyurucu açıklamalar için Serkan, Erdem ve Onur kardeşlerime teşekkürler.

Sevgili arkadaşlar, değerli Gençlerbirlikliler… Bu olay, yaşadığımız coğrafyada her zaman olageldiği gibi, ancak kötü insanların düşünüp uygulayabileceği tipik bir Ortadoğu’da kartları yeniden dağıtma durumudur. Gençlerbirliği yönetiminin, bilinçli bir şekilde, bilerek, isteyerek, planlayarak, taammüden, kasten, pamuk ipliğine de bağlı olsa bir şekilde devam etmekte olan dostluktan dolayı mecburi uykuda olan ve zamanını bekleyen Gençlerbirliği düşmanı Ankaragücü fanatiklerinden gelebilecek tepkileri ve sonrasında Ankaragücü düşmanı Gençlerbirliği fanatiklerinin de devreye girmesiyle yaşanacakları tahmin ederek yarattığı ve istediği sonuçları aldığı kötü bir kriz ve gerginliktir. Biraz uç bir örnek olacak ve belki de tam uymayacak ama tek adam rejimlerinin ülkedeki milliyetçi duyguları harekete geçirmek, muhalefeti etkisiz hale getirmek ve kitlelerin tam desteğini sağlamak için komşu ülkelerle kriz ve savaş çıkarmasına benzer. Kesinlikle kabul edilemez. Sağduyulu Gençlerbirliği taraftarlarının bunu görmesi gerekir.

Bana kızabilirsiniz ama kendi doğrularımı yazmak zorunda hissediyorum. Alkaralar’ın twitter sayfasından yaptığı açıklamayı doğru, sağduyulu ve isabetli bulmuyorum. Gençlerbirliği taraftarlarının ilk internet platformu olan ve Ankaragücü ile 2002-2003 ve 2003-2004 sezonlarında yaşadıklarımızın yazılı tanığı olan Alkaralar’ı temsilen böyle bir açıklama nasıl yapılmıştır, anlamakta zorluk çekiyorum. Ayrıca maç sonrasında Gençlerbirliği’nin resmi twitter hesabından yapılan tek cümlelik açıklama çok yanlış, tahrik edici ve gerginliği tırmandıran, yanmakta olan ateşe odun taşıyan bir açıklamadır. Gençlerbirliği’nin resmi twitter hesabından yapılan hangi açıklamanın altında 491 yorum vardır? İşte o paylaşım ve altındaki birkaç yorumun ekran görüntüsü:

İlhan Cavcav yıllar önce o çirkin el hareketini yaptığında küçücük bir çocuk olan, hâlâ en ufak bir gerginlikte sırf ortamdaki gerginliğin artmasına katkıda bulunmak ve ateşe bir odun parçası atmak adına Gençlerbirliği kulübü için yüzkarası olan o çirkin olayın videosunu ve fotoğrafını iştahla paylaşan Ankaragücü düşmanı Gençlerbirliği fanatikleri var.

Gençlerbirliği taraftarlarının, yılların içinden süzülüp gelen kibir, küfür ve şiddetten uzak centilmen taraftarlık anlayışı uzun zamandan beri her geçen gün biraz daha aşına aşına artık bitme noktasına gelmiştir.

Ankaragüçlüler ile bundan önceki birçok derbide de sıkıntılar yaşamıştık, ancak sonrasında bir şekilde sağduyu galip gelmiş ve dostluk pamuk ipliğine bağlı olsa da devam etmişti. Örneğin yanlış anımsamıyorsam Ankaragücü ile 19 Mayıs Stadındaki son derbi maçımızda Saatli’deki Ankaragüçlüler bayağı sağlam küfürler etmişler, kısa bir süre sonra ise Gecekondu tribünü lideri Ali İmdat çok güzel ve şık bir açıklamayla özür dilemişti. Bizler de kendisine teşekkür etmiş ve olay böylece kapanmıştı. Ama yaşadığımız bu son olay çok başka bir şey. Ahşap bir kulübeyi bile çok büyük emek vererek ve zaman harcayarak yaparsınız da, onu beş dakikada yakıp yok etmek yarım litre benzin ve bir kibrit çöpüne bakar. Kulübümüzün yönetimi bilerek ve isteyerek bu krizi çıkarmak için benzini döktü ve kibriti çaktı. Sonrasında da Ankaragücü ve Gençlerbirliği düşmanları sahneye çıktılar ve kendilerinden beklenen görevleri büyük bir iştahla yerine getirdiler. Ülkemizdeki genel eğilimin bir yansıması olarak her yerde olduğu gibi düşmanlık kazandı. Yani Gençlerbirliği’nin resmi twitter hesabında belirtildiği gibi “Her zaman her yerde en büyük Gençler!” değil, “Her zaman her yerde en büyük Düşmanlık!” Hayırlı uğurlu olsun! Yaşasın düşmanlık! Kahrolsun dostluk! Gençlerbirliği ve Ankaragücü kulüpleri ile taraftarları arasında bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! Ne güzel!

Son söz olarak, Savaş Göçer ustamızın söylediği güzel oyun havası şu kısacık hayatı hepimize zehir eden “Kötüler” için gelsin.

1 Beğeni

Sayın abilerim kardeşlerim. Kendimi bildim bileli Gençlerbirlikliyim ve düştüğümüz Antalya maçından itibarende iç saha maçlarına düzenli katılmış bir arkadaşınız kardeşinizim. Benim şahsi fikrim kimseyle dost kardeş olmamıza gerek yok. Tıpkı düşman olmamıza gerek olmadığı gibi. Sayısal olarak azız ve bazı kulüpler geldiğinde bize çok rahat deplasman yaşatabiliyor. Yönetimimizin aldığı karar diğer tüm takımlara uygulanırsa ve pasolig kısıtlaması tüm maçlarda Ankaragücü’ne yapıldığı gibi yapılırsa gayet güzel bir uygulama olur. Bizim kimsenin dostluğuna kardeşliğine bizi desteklemesine ihtiyacımız yok. Stadın konumu gereği zamanla yeni Gençlerbirliklerinde olacağını düşünüyorum. Son olarak söylemeden geçemeyeceğim el elin eşeğini türkü çığırarak ararmış derler ya Antalya maçında sözde bizi desteklemeye gelen Ankaragüçlüler bi ara Bursa diye daha sonrada 3 5 dakika ara ile Ankaragücü diye bağırmışlardı. O gün bu gündür de Ankaralı olmam sebebi ile Ankaragücüne bir tık sempatim varsa o da kalmamıştır. Sevgiler Saygılar İyi Forumlar.

1 Beğeni

Necdet Abicim son zamanlarda youtube’da, daha önceden Rabarba diye radyo programı yapan Mesut Süre’nin ilişki testi isimli yayınlarınızı izliyorum bazen. Buradan hareketle Ankaragücü taraftarı ile aramızdaki ilişkiye dair ufak bir test yapalım. Ben de bundan bahsetmiştim yazımda, bize dönüp “hepinizi o ■■■■■■ u çocupusunuz” diye bağırmışlardı. Peşinden özür dilediler kabul ediyorum. Ali İmdat’a da teşekkür ediyorum. Peki hikayeyi tersinden okuyalım, o gün biz hep beraber dönüp Ankaragücü tribünlerine “hepiniz o ■■■■■■ u çocuğusunuz” diye tezahürat yapsak ve ertesi gün mesela siz “ya arkadaşlar kusura bakmayın, kardeşimizsiniz yanlış oldu” diye bir açıklama yayımlasanız, bu iş o zaman olduğu gibi sükunetle çözülür müydü? Hani birileri bir zamanlar diyordu ya, verin 400ü bu iş huzur içinde çözülsün diye, sonra 400 gelmeyince ülkede bir takım acayip işler oldu. o geldi aklıma… Biz Ankaragücü camiasına her zaman 400ü verdik. onların sandığı gibi korkudan değil, Ankaragücü isminin, takımının, tarihinin bizim için bir anlamı olduğunu düşündüğümüz için verdik. Ankaragücü tribünü tam tekmil “gençler kümeye” diye bağırınca biz niye cevap vermedik? çünkü bizde kötülük daha kazanamamış. Aynı o ■■■■■■ cocuğu u diye bağırdıklarında, aynı şekilde cevap vermediğimiz gibi… “koyduk mu” kısmı ise hikaye, ben tribünde bu tezahüratı duymadım bile.

Bizim yönetim için kötülüğün kazandığı çok hikaye var. ■■■■■■■■■ olayından tutun da, kongrede yaşananlar, Mehmet Abinin başına gelenler ve divanın istifasına kadar kötülüğün kazandığı çok hikaye var. Ancak bu olayda, tüm yaşananlar içinde yönetim sadece Ankaragücü taraftarına ek kontenjan vermeyerek yanlış yapmıştır. Ancak, o ek kontenjan verilmiş olsaydı dahi, ilk attığımız golde, ilk sevindiğimiz anda, ilk bizim yaşadığımızı, var olduğumuzu hissettikleri anda, bize dönüp “hepiniz o ■■■■■■ cocuğusunuz” diye bağıracaklardı. Biz de şaşkın şaşkın “şimdi ne oldu acaba” diye düşünecektik. Ankaragücü taraftarı ile olan ilişkimiz, evde deliyle yaşamak zorunda olan akıllıların haline benziyor. Bir süre sonra küfür de etse, dayak da atsa, tüm değerlerini hiçe de saysa; “amaaan delidir” diyorsun, asıl delilik ise, o deliye katlanmak zorunda olduğunu düşünmen…

İnternette sağda solda Ankaragücü’ne küfür eden, hakaret eden saflara diyecek hiç lafım yok. Benim nezdimde asla Gençlerbirlikli olamazlar. Ancak kimsenin elinin altından da klavyesini alamam. Yalnız tribünde buna engel olurum, nasıl mı, onunla bağırmayarak, onu uyararak, ona kızarak… bu otokontrol gençlerbirliği tribününde her zaman oldu. Sesler hiçbir zaman Ankaragücü aleyhine küfrü de, hakareti de, küçümsemeyi de topluca bağırmadı. Yani Gençlerbirlikli kötüler ile Ankaragüçlü kötüler arasında böyle bir fark var, bizdeki kötüler 3-5 tane klavye başındaki tip, onların kötüleri ise hep bir ağızdan, 1250’de 1250 kişi olarak “Gençler Kümeye” diye bağırıyorlar. Temel farklılık bu Necdet Abi… Bizde kötülük kaçak çalışırken, Ankaragücü tribünündeki kötülük her an harekete geçiyor ve oradaki herkeste aynı anda etkili oluyor. Benim yaakın bir arkadaşım çıkıp sosyal medyada Ankaragüçlülere küfür etse, O’nu da uyarırım. Küfür ettirmemeye çalışırım. Ki tribünden öyle bir arkadaşım olmadığını gururla burada yazıyorum. Maç sonrası kendi aramızda konuşurken dahi, hiçbir arkadaşım Ankaragücüne karşı en ufak küfür ya da hakaret etmedi. Alkaralar TV’de ya da C Blok’ta, Gençlerbirliği hakkında konuşan arkadaşlarımdan biri Ankaragücüne küfür etse, Alkaralar TV’de bir daha yayına çıkamaz, çıkamaması için elimden geleni yaparım. C Blokta da yayına çıkmaması için elimden geleni yaparım Etki edemem çünkü orası özel bir kanal… Her ne kadar sahibi Genel Yayın Yönetmeni Bülent Atlas, en yakın arkadaşlarımdan biri olsa dahi, etki edemiyorum. Bülent Atlas’ın beraber Ankaragücü programı yaptığı şahıs Engin Atanaz adında bir meczup! Ankaragücü taraftarı ve maçtan sonra sosyal medya hesaplarından Gençlerbirliği’ne kin kustu. Kimse kendisini uyarmadı, hatta camiasından alkışları topladı. Bülent Atlas ile yayın hayatına devam ediyor. Bülent Atlas’a arayıp “bu adamı nasıl tvye çıkarıyorsun” diye sorsan, muhtemelen “hepsi aynı düşünüyor” diyecek. Necdet Abi bakın hangi tarafta kötülük kazandı yine… Peki C Blokta ve Alkaralardaki yayınlar nasıl oldu… Kendi görüşlerine göre durumu özetleyen, bu ilişkideki yanlışları irdeleyen, iki müthiş yayın izledik. Alkaralarda yayına çıkan Göksu, hem Gençlerbirliği hem Ankaragücü maçlarına giden bir aarkadaşımızdı. Ne kadar kırgın olduğunu anlattı. Yaşından dolayı sanırım ilk Ankaragücü hayal kırıklığını yaşıyordu. Erdem biraz daha tecrübeli olduğu için, hayal kırıklığı değil bunun bir beklenti olması gerektiğini anlattı. Ertesi gün C Blokta Efe, bu ilişkinin nasıl yanlış kurulduğunu, şahane biçimde anlattı. Engin konuyla ilgili önemli bilgiler verdi, Zafer de kendi bakış açısıyla şaşkınlığını anlattı. Yayındaki arkadaşlarım Ankaragücü taraftarına ya da camiasına karşı en ufak küçültücü bir ifade kullanmadılar.

Peki Necdet Abi bizde gerçekten kötülük kazandı mı? Biz gerçekten kötü bir tribün müyüz? Hem ilk yazımda hem de bu yazımda, yazarken olanları tekrar yaşıyorum ve aslında nasıl insan üstü bir sabırla karşı tarafa yaklaştığımızı çok daha iyi görüyorum. Karşı taraftan, tek bir hadisede tek bir olgunluk görmedik. İlk fırsatta, yalnızca Gençlerbirliği düşmanı Ankaragüçlüler değil, lütfen, “tüm tribün” her türlü hakarete, küfre, aşağılamaya maruz kalırken, tek bir kez bile kötü söz çıkmadı ağzımızdan. Bu nedenle Ankaragüçlü kötülük ile Gençlerbirlikli kötülüğün aynı kefeye konuyor olmasından rahatsızım Necdet Abicim!

4 Beğeni

bu arada Ankaragüçlüler ceza almamak için toplu küfür etmiyorlar, dolayısıyla, bence “Gençlerbirliği kümeye” tezahüratı “Hepiniz o ■■■■■■ u çocuğusunuz” anlamında kullanılmıştır. Zaten hiçbir takım kendisinden 4-5 puan yukarıda bir takıma kümeye demez. kümeye tezahüratı daha çok o mücadelenin merkezinde olan kulübe, diğerleri tarafından bağırılan bir tezahürattır. Bu veileyle foruma yazmayı özlemişim ama foruma yazmak, twitterdan sallamaya benzemiyor :slight_smile:

5 Beğeni

anlmadığınız ve ısrar ettiğiniz şey şu ki biz iyiyiz/ya da daha iyiyiz- onlar daha az iyi diye bir şey yok. siz ve onlar yok. iki tane cavcavın ağzından söyleyeyim güzide kulübümüz var.

bakın olayları basitten alamyormusunuz, o onu demiş, biz bunu yaptık, o bunu yaptı gösterdi falan nerelere girip çıkıyorsunuz. basit dediğiö gibi en zordur.

ankaragücü ve gençlerbirliği iki ankara kulübü

ankaragücü tribünleri uzun yıllar içinde değiştirildi, yine de kendine haa başka bir kültür oturdu.

gençlerbirliği tribünleri kendine has kültürünü korudu, bi ara o zor kapatılma düşme dönemlerinde maçlara getirtilenler varmış benim bildiğim o. ha evrim geçirdi mi evet geçirdi, geçirmeye devam.ediyor.

kendi özelimizde alalım konuyu.

gençlerbirliği taraftarı evrim geçirirken, içine çıbanlar sokuldu mu? Sanırım evet herkesin cevabı

peki bu çıbanların(ki çok önceden de yapıldığını düşünüyorum bunun, neyse ki silinmişti onlar) bir amacı, bir misyonu var mı? yoksa kendi kendilerine ürediler? Ben ilk şık olduğunu düşümüyorum

peki bu çıban büyüyecek mi? bende büyüyecek ve büyüyor.

peki bu çıban vucüd kntrol edebilecel hale gelebilir mi? bence bu gidişle gelecek.

peki bu çıban neyle besleniyor? Ne yiyor? Ne içiyor? Neyi teneffüs ediyor?

en kritik soru senin mücadele edeceğin şey ilk olarak ankaragüclüler mi, yoksa içinde ki çıban mı?

İkinci yazımda dediğim gibi, yarın bu çıban büyüdüğünde ankaragüclülere kalay basıldığında, aynı senin gibi duygularını açıklayan bir ankaragüclüye aaslında bizim küşltürümüz de yok…vs.diye açıklayamazsın. şu an bi şeyler oluyor, sırf adrenalin hoşa gitti diye.görmezden geliniyor heralde. neyse umudum pek kalmadı artık. insanların garip garip hareketleri va.

2 Beğeni

siz anlamamışsınız beni Onur Bey, ben en başından beri Ankaragücü camiası ve kimliği üzerine bir tespitte bulunmadım zaten. Ankaragücü içindeki kötülükten, taraftarlıktan bahsediyorum. İki tane güzide camia var, bunun farkındayım. Bunlardan birinin içindeki genel taraftar profilinin kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini söylüyorum.

1 Beğeni

gömleğinin düğmelerini yanlış iliklemiş adamın, atlet üzerine çeket gitmiş adama bunu dememesi gerek. önce kendimize bakalım, eğer kendi kültürümüzü koruyabilir ve büyütürsek(ters oranda büyüyor bu da çok önemli veridir bilmem farkındamısınız) o zaman böyle bi sorun kalmayacak. kimse durduk yere küfür etmez ötekine. ya ortaya yem atılmıştır, ya da iki taraftar bi grup p
çlik yapmıştır. biz bir bütün değiliz, yarın neyim hakim olacağını bilmiyoruz bile, şu an ise ankaragücüyle bile kavgalı hale geliyoruz. bu mesele ankaragücü değil, 2. Ligde her maçda ona buna da koy seslerini ben çok duydum hemde tv den. galatasaray kavgasını unutmayalım. dışarıya çok yanlış aktarlıyoruz, spor sever gençler taraftarının imajı siliniyor. buna orantılı olarak tribün içinde de azalıyor.
önce kendimizi koruyalım, bırakın onun bunun ne dediği ne yaptığını. önce kendi içimizde ki saygısızlara(yönetim içi dahil) bakalım, onlar için özür dileyelm sonra saygı bekleyelim. iç trolleri iyi bilmek, karşı tarafında akil insanını bulmak bu işin panzeridir. karşı taraftan kimlr muhattap olmalıyız sorusunu hiç sordunuz mu? bence sormamışsınız ankaragücünü genelleyici yazılar yazıyorsunuz ki bu da ufak çaplı saygısızlıktır.

1 Beğeni

ya ben çok iyi anlatamadım galiba, en başından beri vurgulamak istediğim şey, ne yaparsak yapalım, küfür yiyoruz. evet, ankaragücü taraftarı, tribünün büyük bölümü, hep bir arada, durduk yere bize küfür ediyor. sık sık tekrarlanıyor bu… bu maçta da kümeye diye bağırdılar, ki bu da bize karşı bir tepkiydi. yönetime maçın başında murat cavcav dışarı diye kontenjandan ötürü tepki vermişlerdi.

Ben sene başında özellikle alkaraların mücadelesi sayesinde, Gençlerbirliği kültürünün tribünde daha fazla erazyona uğramaktan ucuz kurtulduğu düşüncesindeyim, yüz yüze gelirsek neden böyle düşündüğümü anlatırım. Ankaragücü ile kavgalı dğeiliz, biz her türlü yanlışa rağmen, pazar günü Ankaragücüne karşı en ufak bir yanlış yapmadan tribünden ayrıldık. sosyal medyadan küfür ve hakaret eden içimizden az bir bölüm olaiblir, sosyal medya zaten çöplük. Asıl mesele tribündeki duruştur ve bizim duruşumuz, Gençlerbirliği taraftarının bu dostlukta hala çok iyi bir noktada olduğunu gösterdi.

Gençlerbirliği yönetimi ise çok büyük yanlışlarla buralara geldiler, hala yanlış yapmaya devam ediyorlar belli konularda. biz o konuda da bugüne kadar doğru konumlandık ve yönetimi doğru zamanlarda, doğru biçimde eleştirdik diye düşünüyorum. Düzeltilen birkaç yanlış varsa, bunda taraftarın payı olduğunu düşünüyorum. bunu da yüz yüze geldiğimizde detaylandırırm.

5 Beğeni

eksisozlukte var olan bir baslik var: “ankaragucu taraftari vs genclerbirligi taraftari”. Baslangic soyle:

ankara’nın birbirine taban tabana zıt iki topluluğun kıyası.

her ikisinin tribünlerinde de çuvalla maç izleyen biri olarak gözlemlerimi yazmak isterim.

- gençlerbirliği maçlarında stat kapılarında önünde düzenli kuyruklar vardır. ankaragücü maçlarında araya kaynak yapan apaçi topluluklar.
- gençlerbirliği maçlarında tribün atmosferi pek yoktur. ankaragücü maçlarında iliklerinize kadar yaşarsınız atmosferi.
- gençlerbirliği taraftarı “lütfen ayağa kalkar mısınız?” dır. ankaragücü taraftarı “kalk kalk kalkmayan ■■■■”
- gençlerbirliği taraftarı zaten az olduğu için pek bölünmemiştir. ankaragücü taraftarı rant büyüdükçe sekiz on tane gruba ayrılmıştır.
- gençlerbirliği maçlarına giden 2 bin kişinin 1.500’ü kombinelidir. ankaragücü maçlarına giden 15 bin kişinin 13 bini sponsor(bedava) biletli.
- gençlerbirliği taraftarı çankaya’dır. ankaragücü taraftarı altındağ.
- gençlerbirliği taraftarı elittir, okumuştur, mürekkep yalamıştır. ankaragücü taraftarı sokakların tozunu.
- gençlerbirliği taraftarı kendi takımını destekler. ankaragücü taraftarı türk telekomu, bursasporu, çorbasporu, falanı filanı.
- gençlerbirliği taraftarı maçtan çıkar evine gider. ankaragücü taraftarı metroda, stat çevresinde bekleyerek salça olacak rakip arar.
- gençlerbirliği taraftarınn toplu taşıma araçlarıyla imtihanına denk gelmedim. maçtan çıkan ankaragücü taraftarının ego otobüslerinde bilet bastığını görmedim.
- gençlerbirliği taraftarı saygı duyulmak ister. ankaragücü taraftarı kendisinden korkulan.

Ikinci bir giri su sekilde;

bir zamanlar oscar cordoba demisti: “turkiye’de insanlarin hangi takimi tuttuklarinin nedeni belli degil” diye. gercekten fb,gs,bjk taraftarinin bu takimlari niye desteklediginin temel nedenleri ya futbolu anlamaya basladiklari sene bu kuluplerin sampiyon olmasi, ya da aileden birilerinin zaten desteklemesi. yani roma-lazio, barcelona-espanyol, rangers-celtic taraftarinin isci-aristokrat/bolgeci-kralci/katolik-protestan ayrimlari yoktur turkiye’de bazi bir kac ornek disinda. ızmir’de karsiyaka, adana’da demirspor taraftarinda bu ayrisma gozlenebilir ama en cok gencler taraftarinda vardir bu farklilik. bir kere kufure karsidir bu taraftar, en buyuk hakareti "acemi hakem"dir eger cok haksiz kararlar cikmissa. teknik direktor degisiminde ici kan aglasa da mehmet ali cetinkaya’nin yaptigi gibi “tesekkur ediyoruz” diye kibar protestolarda bulunur. eger herhangi bir yabanci ulke veya sehire gidiyorsaniz; sorarsiniz orada renkdasimiz var mi diye ve eger varsa o kisi sizin icin elinden gelen her seyi yapar. bir yabanci diyarda bir futbolcuyu begenirseniz, kulupte sizi dinleyecek birileri oldugunu bilir taraftar. 1986 yilinda zlatko gelene kadar hic yabanci oyuncu oynatmamasina ragmen, goreceli iyi yabanci transferlerde bunun da rolu vardir birazcik. tanil bora, emrah serbes, ugur meleke gibi yolu ankara’ya dusen herkes taraftari olur kulubun. baskan cavcav’a britanya halkinin kraliyete karsi duyduguna benzer bir hisle yaklasir: katilmadigi fikirler olsa da her zaman saygili. ankaragucu taraftari? sadece ayni sehirde yasarlar , bolca farkliligin yanindaki tek benzerlik bu.

Bu iki girinin sahibinin Genclerbirlikli oldugu anlasiliyor. Bir de Ankaragucu taraftari oldugunu anladigimiz birinin girisine bakalim:

gençlerbirliği taraftarı denilebilecek kadar bir grup olmadığı için karşılaştırma yapılamayacak versus.

haaydi gençler. bitti bu kadar özeti. yarısında çıkarsınız yani o derece.

Sanirim olaylara bakarken Ankaragucu taraftarinin olayi nasil gordugunu de hesaba katmaliyiz.

Benim kafamda ise iki sorun bu gergin duruma etki ediyor gibi geliyor:

  1. Ankaragucu ne yazikki hala dusmenin en buyuk adaylarindan ve eger duserlerse borclari gelirlerinin 20 kati civarinda olacagindan gorunen gelecekte duze cikmalari pek olasi gorunmuyor. Bunun farkinda olan taraftarlari ve yoneticilerinin gerginligi buyuk oranda bu yuzden.

2.Batlas ve avanesinin “Ankaragucu Ankara’nin en buyuk markasi” martavalina inanan bir cok ibi$ var ortalikta. Ankara’nin en buyuk markasi Cumhuriyetimizi kuran Gazi T.B.M.M, sonrasinda Yuce Ataturk, devaminda Haci Bayram, arkasindanHacettepe, Ankara ve ODTU universiteleridir.

Genclerbirligi icin seviyesiz cikcikler atan Engin A.'yi hicbir sey yokmus gibi karsisina alip konusturan B.Atlas’i buradan kiniyorum.

Yavuz Sultan Selim’e ithaf edilen sozle yaziyi bitireyim : “Millet sayi coklugu degil, sayilar arasindaki fikir, suur ve inanc birligidir”.

Hayyyydiiii Gennnncler.

4 Beğeni

Uzun uzun yazdım ama maalesef derdimi anlatamadım. Bana göre olay şudur arkadaşlar: Gençlerbirliği yönetimi, kapı komşusu, ezeli rakibi ve ebedi dostu Ankaragücü’nün uçağını düşürdü. Bombayı ortaya attı, masayı devirdi. Bundan sonra yaşananlar sadece teferruattan ibarettir ve zaten tahmin edilebilir şeylerdir. Tabii bir de Ankaragücü başkanı ve yöneticilerinin protokol tribününden çıkıp deplasman tribününe girmesi var ki, o da ne kadar güzel bir misafirperverlik (!) yaptığımızı gösteriyor. Yok Ankaragücü tribününde çok kişi “Gençler kümeye!” diye bağırmış da, yok Gençlerbirliği tribününde az kişi “Koyduk mu!” diye bağırmış da… Yok o onu demiş de, yok bu bunu demiş de… Ankaragücü tribününde “Gençler kümeye!” diye bağrılmasaydı ne diyecektik acaba?

Sevgili Alkaralar twitter sayfası yöneticisi arkadaşlarım… Demek “İlk kez hem yönetim hem taraftar süper bir reaksiyon verdi ve önemli bir sınavı geçtik!” öyle mi? Demek yönetimin bugünkü haklı tutumunu eleştirmemeli, desteklemeliyiz!" öyle mi? Demek “Murat Cavcav’ın ilk ciddi artısıdır!” öyle mi? Bu, benim de yıllardır içinde bulunduğum Alkaralar mı? Maalesef ben taraftarlık kültürü ve anlayışı olarak komşusunun uçağını düşüren bir yönetim anlayışını savunan ve haklı bulan böyle bir Alkaralar’da yokum. Bundan sonra yoklamalarda beni yok sayın lütfen!

Maçtan önce “Kardeşlerin Derbisi” adıyla Gençlerbirlikli ve Ankaragüçlü iki kardeş Muzaffer ve Eser’in videosunu çekip sosyal medyada yayınlayan, maçtan sonra ise “Taraftarımızın tekrar hatırlattığı gibi, sadece Ankara’da değil; HER ZAMAN HER YERDE EN BÜYÜK GENÇLER!” şeklindeki tek cümlelik twitter paylaşımını yapan Gençlerbirliği Spor Kulübü twitter sayfası… Bravo! Bu paylaşımın altına tam 491 yorum yazıldı. Bu bir rekor! Adrenalin düzeyi tavan! Yangına biraz daha benzin döktüğünüz için memnunsunuz öyle değil mi? Çok güzel, aynen böyle devam!

Ne diyeyim, hayırlı uğurlu olsun! Ama uçağı çok güzel düşürdük canım! Bak, gerçekten iyi düşürdük! Valla iyi düşürdük! Yalnız bayaa iyi düşürdük! Fakat ne düşürdük be! Kabul edelim güzel düşürdük! İnsanın bir Ankaragücü uçağı daha düşüresi geliyor!

Necdet Abi yazdıklarınız çok üzücü… hep beraber yaklaşık üç yıldır büyük çaba sarfediyoruz doğru yerde pozisyon almak için. Çok sıkıntılı zamanları geride bıraktık. Özellikle son bir yılda kongrede de, diğer konularda da, aynı sizin divanda yaptığınız gibi, biz de hesap yöneticileri olarak elimizden gelen sorumluluğu almaya çalıştık. Tek amacımız kulüp yönetimi ve kulüp etrafındaki bir takım çevrelerin, bizim ve sevdiğimiz insanların tribünde ve camia içindeki varlığını tehdit etmesini, ortaya kurumsal bir kimlik koyarak engelleyebilmekti. Son olayda Hata yapmış olabiliriz, gereğinden fazla davranmış olabiliriz, ancak ne yapmış olursak olalım, yaptığımız bir şeyin sizi zaten olduğunuz pozisyondan daha da uzağa ve geriye götürmesi, canımızı çok sıkıyor. Buyrun, biraz kafa yorup ne yapabileceğimize beraber bakalım, karşılıklı köprüleri yakabilecek insanlar değiliz.

4 Beğeni

Serkancığım, niyetim sizi üzmek değildi. Siz üzüldüğünüz zaman ben de üzülürüm. Zaten kişisel arkadaşlıklarımız açısından bir sorun yok. Tabii ki arkadaşız, kimseye kırgın değilim ve hepinizi çok seviyorum. Benim ısrarla üzerinde durduğum şey kulüp yönetiminin ve Alkaralar sosyal medya sayfasının son olayda ortaya koyduğu centilmenlik ve taraftarlık anlayışı ile aynı noktada olamayacağım gerçeği. Aksi halde kendimi inkâr etmiş olurum.

Ankara Gençlerbirliği Spor Kulübü Divan Kurulu Üyeliği gibi onurlu bir görevden neden istifa ederek ayrıldığımızı taraftarlarımız ve futbol kamuoyu biliyor. Bütün amacımız Gençlerbirliği’nin etik değerlerini korumaya çalışmaktı. Aksi halde kendimizi inkâr etmiş olurduk.

Taraftar arkadaşlarımızın birçoğunun babası ve hatta birçoğunun da dedesi yaşındayım. “YENİLSEN DE YENSEN DE” adlı kitabımı yayımladığım 2004 yılında küçücük bir çocuk olan ve onları şimdi tribünde maç izlerken, tezahürat yaparken görüp, “Ne güzel!” diye gururla sevindiğim taraftar kardeşlerimiz var. Böyle söyleyince, “Ben hepinizin büyüğüyüm. Siz daha dünkü çocuklarsınız. Ben ne dersem o olur!” gibi kibirli bir yaklaşımla kendi düşüncelerimi kabul ettirmeye çalışmak gibi bir niyet anlaşılmasın. Böyle bir insan olmadığımı beni tanıyan herkes bilir. Burası özgür bir platform ve yaşımız ne olursa olsun hepimiz eşitiz. Biz yaşlılar genç arkadaşlarımıza yaşam deneyimlerimizi aktarmaya çalışırken onlardan da çok şeyler öğreniyoruz. Dolayısıyla ben şahsen adı üstünde genç, heyecanlı, kanı kaynayan taraftar arkadaşlarımızı kulübümüz ile ilgili yanlış olduğunu düşündüğüm konularda bir büyükleri olarak kendi taraftarlık duruş ve anlayışıma göre nedenlerini de ortaya koyarak elimden geldiğince uyarmaya, Gençlerbirliği camiasına ve taraftarlığına zarar verebilecek aşırı tepkileri önlemeye, bir anlamda sağduyuya davet etmeye çalışıyorum. Futbolda çok sık rastladığımız gibi bazen özellikle ani gelişen sıcak olaylarda ortaya çıkan sosyal coşku insanlara sonradan üzülebileceği şeyler yaptırabiliyor. Önceki mesajımda Gecekondu tribünü lideri Ali İmdat’ın yıllar önce futbol kamuoyuna yaptığı özür açıklamasını onun için örnek vermiştim.

Birçok yerde yazdığım ve arkadaşlarla sohbetlerde yeri geldiği zaman belirttiğim gibi. Benim taraftarlık kültürüm ve anlayışım aslında iki basit temele dayanıyor: (1) Önce futbolseverim, sonra taraftarım. Çünkü futbol yoksa taraftarlık diye bir şey olmaz. Bence en yanlış ve tehlikeli taraftar futbolu sevmeyen takımsever taraftardır. Sosyal medyada büyük bir marifetmiş gibi paylaşılan, “Ben futbolu değil, falanca takımı seviyorum! Falanca takımdan ve taraftarlarından nefret ediyorum!” gibi söylemler ne kadar yanlış! (2) Futbol centilmenlik, dostluk, arkadaşlık ve kardeşliktir. Örneğin ülkemiz futbolunda artık bir klişe haline gelmiş olan “Ezeli rakip, ebedi dost!” ifadesi de bu kapsamdadır. Sahada rakibiz, kıran kırana oynarız. Yenersek seviniriz, yenilirsek üzülürüz. Ama saha dışında dostuz. Birbirimizin elini sıkarız, birbirimize sarılırız. Halı sahada kendi aramızda oynadığımızda bile rakip olmuyor muyuz? Topun peşinden hırsla koşmuyor muyuz? Gol atınca sevinmiyor muyuz? Gol yiyince üzülmüyor muyuz? Bazen maçın hırsı ve heyecanıyla en samimi arkadaşımızla bile tartıştığımız olmuyor mu? Maçlardan sonra birlikte çay içmiyor muyuz, Çiftlik’te köfte yemiyor muyuz? Futbolun doğası bu… Sahaya çıkarsın, yenmek için oynarsın. Ama her zaman dostuz, arkadaşız, kardeşiz. Benim duruşum, anlayışım bu… Zaman zaman sosyal medyada bazı taraftarların, “Kimseyle dost da değiliz, düşman da değiliz. Futbolda dostluk, kardeşlik yoktur, rakip vardır. Bizim kimsenin dostluğuna, kardeşliğine ihtiyacımız yok!” vs. gibi açıklamalarını görüyorum. Bunlara katılmadığımı söylemek zorundayım. Futbol her şeyden önce çoğumuzun daha küçücük bir çocukken vurulduğu, aşık olduğu çok güzel bir oyun ve taraftarlık da güzel bir duygu… Futbolcular sahaya bizim için çıkıyorlar ve oynuyorlar. Biz onları izlemek için statlara gidiyor, televizyon yayın platformlarına abone olup ciddi paralar ödüyoruz. Bu işten milyonlarca dolarlar kazanan futbolcular sahada kıran kırana mücadele ediyorlar ama çok büyük bir bölümü saha dışında samimi dost ve arkadaş. Kulüp yönetimleri birbirlerini yemek davetlerinde ağırlıyorlar, futbolcu alıyorlar, futbolcu veriyorlar. Ortada kocaman, devasa bir sektör var. Peki biz taraftarlar bu işin neresindeyiz? Biz neden centilmenliği, dostlluğu, arkadaşlığı, kardeşliği değil de düşmanlığı ön plana çıkarıyoruz?

Benim de içinde bulunduğum Alkaralar, ülkemizde yıllardır futbolda centilmenlik, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik gibi yüce değerlerin bayraktarlığını yapan, her türlü ayrımcılık, küfür ve şiddet gibi olumsuzluklara karşı olan ve bu yolda zaman zaman alaylara ve saldırılara da maruz kalan futbolsever bir taraftarlık duruşunun ve anlayışının en önemli temsilcisi… Bu nedenle de futbol dünyasında sevgi ve saygı duyulan, düşüncelerine ve açıklamalarına önem verilen, “Alkaralar bu konuda ne diyor?” diye sorulan bir taraftar platformu… Onun için ben şahsen, sadece bu olayda değil, özellikle istenmeyen gerginliklerin ortaya çıktığı her olayda, Alkaralar adına siteden ve sosyal medyadan bağlayıcı açıklama yapılırken, taraftarlık heyecanının tuzaklarına düşmeden centilmenlik, dostluk, arkadaşlık, kardeşlik değerleri çerçevesinde soğukkanlı ve sağduyulu bir yaklaşımla futbolsever bir duruş ve anlayış ortaya konulmasının çok önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum. Son olayda Alkaralar’ın sosyal medya sayfasında sözkonusu açıklamayı paylaşan sevgili arkadaşlarım bunun doğru olduğunu, doğru bir duruş sergilendiğini düşünüyorlarsa buna da saygım sonsuzdur. Ama maalesef, “Ben o noktada değilim!” demek zorundayım.

Diğer taraftan uzun sayılabilecek bir süreden beri Gençlerbirliği taraftarları doğal olarak gençleştikçe, taraftarlığa yeni katılımlar olup taraftar sayısı arttıkça Gençlerbirliği yönetiminin de yanlışlarıyla centilmen ve futbolsever taraftarlık anlayışında olumsuz anlamda ciddi değişimler olduğunu gözlemliyorum. Buna tabii ki çok üzülüyorum. Özellikle Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarlığından gelen bazı genç kardeşlerimiz oralarda edindikleri kültürü burada da yaşamaya ve yaşatmaya çalışıyorlar. Örneğin bir genç kardeşimiz Beşiktaş taraftarıyken Ankaragücü’nden nefret etmişse, Gençlerbirliği taraftarı olduktan sonra aynı nefreti Gençlerbirliği taraftarlığına taşıyabiliyor ve hatta bu nefreti sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla yaymaya ve dayatmaya çalışabiliyor. Bu genç kardeşimize burasının Beşiktaş olmadığını anlatmamız gerekiyor. Örneğin bundan neredeyse 20 yıl önce İlhan Cavcav Ankaragücü taraftarlarına o çirkin el hareketini yaptığında küçücük bir çocuk olan, hâlâ en ufak bir gerginlikte sırf ortamdaki gerginliğin artmasına katkıda bulunmak ve ateşe bir odun parçası atmak adına Gençlerbirliği kulübü için yüzkarası olan o çirkin olayın videosunu ve fotoğrafını iştahla paylaşan Ankaragücü düşmanı Gençlerbirliği fanatikleri var. Elbette ki sosyal medyada yazıp çizen her taraftara hâkim olamayız. Ama en azından sosyal medyada aktif olan arkadaşlarımız sıkıntılı paylaşımlar gördüklerinde uygun yöntemlerle uyarılarını yaparlarsa, taraftarlık kültürümüzün gelişmesine ve ilerlemesine katkıda bulunmuş olurlar.

Sözü yine uzattım ama bir forumda yazıyor olmamızın en iyi yönü de sözü uzattığımızda “Kısa kes! Özet geç! Durumum yoktu, okumadım kardeş!” diyenlerin olmaması. :blush:

Bu arada sitemiz ve forumumuz da maalesef ölmek, kapanmak üzere… Sanırım ömrünü tamamlıyor. Ayakta tutmak için çok çabaladık ama sosyal medyaya yenilmekten kurtulamadık!

3 Beğeni