Hleb'den Gençlerbirliği'ne sevgilerle

Biraz önce Ziya Adnan aradı. Chelsea - Bate Borisov maçından çıkmış, arabasını park ettiği yere gidiyormuş. Maç sonunda Belarus’lu eski futbolcumuz Aleksandr Hleb ile görüşmüş ve kısa bir sohbet gerçekleştirip bir de hatıra fotoğrafı çektirmiş. Ziya, Hleb’in söylediklerini bana aktarınca kendisinden mümkünse bu sohbeti Twitter’de paylaşmasını rica ettim ve Alkaralar forumunda paylaşacağımı belirttim.

İşte Ziya’nın twitleri…

https://twitter.com/ziyaadnan

Ve Aleksandr Hleb ile Ziya Adnan’dan üç fotoğraf…

2 Likes

Ziya ve ben, Gençlerbirliği’nde oynadığı dönemde Hleb’le 11.04.2015 günü güzel bir söyleşi yapmıştık. Ziya ve Hleb İngilizce konuşurken, ben İngilizce bilmediğim için üçüncü kişi sıfatıyla gülümseyerek oturmak, “Şunu da sor Ziya, bunu da sorsana Ziya!” demek ve sonra da ikisinin fotoğrafını çekmek, üstüne bir de Hleb’le fotoğraf çektirmek suretiyle söyleşiye ciddi bir katkı sağlamıştım. :blush:

Anılar güzeldir…

İşte o söyleşiden sonra Ziya’nın 23.04.2015 günlü Birgün’de yazdığı yazı: “Hleb’le Highbury’i hatırlarken”

https://www.birgun.net/haber-detay/hleb-le-highbury-i-hatirlarken-79927.html

Hleb’le Highbury’i hatırlarken

Arsenal’den Barcelona’ya uzanan parlak CV’sinde birçok başarıya imza atmış olan şimdilerde ise Gençlerbirliği forması giyen Alexander Hleb kariyerindeki en önemli anları Ziya Adnan’a anlattı.

Onu ilk kez 2005-2006 sezonunda, şimdilerde tarih olmuş o eski statta izlemiştim. Ah Highbury! Şimdi yerinde pahalı apartmanların yer aldığı o güzel futbol mabedi… Arsenal 2005 senesinin Mayıs ayında Federasyon Kupasını kaldırmış, ligi Chelsea’nin arkasından 2. sırada bitirmişti. Sezon sonunda takımın kaptanı Patrick Vieira, Juventus’la anlaşmış; ilk on birde düzenli olarak forma şansı bulamayan Jermaine Pennant ve David Bentley yeni takımlarına yelken açmıştı. Takımın orta sahasının takviyeye ihtiyacı vardı… Velhasıl Belaruslu’nun Arsenal’e gelişi o zamanlara uzanır…

2005 senesinin Haziran ayında, zamanın yabana atılmayacak transfer ücreti 15 milyon avro karşılığında Stuttgart’tan Arsenal’e transfer olmuş, ilk resmi maçına sezonun ilk haftalarında Stamford Bridge Stadı’nda Chelsea karşısında çıkmıştı. 1 Mayıs 1983 Minsk doğumlu orta saha oyuncusu profesyonel futbol kariyerine çocuk yaşlarda Dinamo-Juni Minsk takımında başlamış, 1999-2000 sezonunda Bate Borisov’da göze battıktan sonra Avrupa takımlarının yolunu tutmuş. İlk durağı, 2000 senesinde 150 bin Euro transfer bedeliyle transfer olduğu Stuttgart. 2002-2003 sezonunda kırmızı beyazlar Bundesliga’yı 2. sırada tamamlarken, Şampiyonlar Liginde Manchester United’i elediklerini, teknik direktör Felix Magath’ın onu orta sahada oyun kurucu olarak oynattığını hatırlatalım. 2004 senesinin yazında Magath, Bayern Münih’in başına geçerken yeni gelen teknik direktör Matthias Sammer gideni aratıyordu. O sezon Stuttgart ligi 5. sırada bitirdi ama o Bundesliga’nın asist sıralamasında ilk sıradaydı… Muhtemel, Arsene Wenger’in de dikkatini çeken futbolcunun yaratıcılığı oldu. Malum, teknik kapasitesi, futbol zekâsı, yaratıcılığı yüksek topçuların gönlünde ayrı yeri vardır Fransız’ın. Kimilerine göre dâhi, kimilerine göre çocuk bakıcısı! Herkesin yıldız istediği zamanlarda kendi yıldızlarını yaratmayı seven ekonomi profesörü… Futbolcuya dönersek, orta sahanın sağında, tam da takımına alışmaya başladığı zamanlarda Belarus Milli Takımı ile çıktığı maçta sakatlandı, uzun süre takımdan ayrı kaldı. Arsenal’de ilk golü 2006 senesinin Ocak ayında takımının Middlesbrough’yu 7 golle geçtiği maçta…

2006 senesinin Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona’ya karşı 13 numaralı formasıyla orta sahanın solunda Fabregas’ın yanında oynadığını ve Arsenal’in o maçı 2-1 kaybettiğini hatırlayalım. 2015 senesinin Nisan’ında, Ankara’nın güzel insanlarının takımı Al-Karalar’da oynadığı zamanlarda, bir antrenman sonrası Gençlerbirliği tesislerinde yaptığımız söyleşide o maçı şöyle anımsıyor: “Kalecimiz Jens Lehmann oyunun başlarında kırmızı kart görmüş, eksik oynadığımız maçın son 15 dakikasına önde girmiştik. Thierry Henry kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonda golü atsa büyük ihtimalle kupa Londra’ya gelirdi ama olmadı. Barça son 15 dakikada attığı 2 golle o maçı kazanarak kupayı kaldırdı. O maçı düşündüğüm zaman hala Henry’nin kaçırdığı gole yanarım…”

ARSENAL’İ UNUTAMIYOR
Yeri gelmişken belirtelim, Arsenal’de geçirdiği üç sezonun kariyerinin en mutlu zamanları olduğunu, hiçbir şehirde Londra’daki kadar mutlu olmadığını söylüyor. Eh madem konusu açıldı, Wenger hakkındaki düşüncelerini de soruyorum. Gülümseyerek cevap veriyor: “Babam gibiydi, sadece benimle değil tüm takım arkadaşlarımla iletişimi mükemmeldi. Kapısı herkese açıktı; sıkıntısı, sorunu olan çekinmeden kapısını çalardı. Düşündüğüm zaman, neden Arsenal’den ayrıldığımı inanın bilmiyorum. Sanırım kariyerimde yaptığım en büyük hata ve en büyük pişmanlığım bu oldu. Wenger takımda kalmamı istemişti ama ben Barça’yı tercih ettim ancak orada işler umduğum gibi gitmedi…”

Arsenal’de geçirdiği zamanlarda, kendisini en çok üzen maçın 2008 senesinin Şubat ayında Birmingham deplasmanında Eduardo’nun ayağının kırıldığı maç olduğunu vurguluyor: “O maça kadar lider konumda şampiyonluğu kovalıyorduk ama o maçta yaşananlar takımın ruh halini kötü etkiledi. Sakatlık o kadar ciddiydi ki, televizyon ekranlarında tekrarını göstermediler. Sahadaki futbolcuların yerde baygın yatan Eduardo’ya bakamayacak kadar şoka girdiğini anımsıyorum…”

Peki ya Barça günleri… 17 milyon avro transfer ücretiyle geldiği Katalan takımındaki İlk sezonunda (2008–2009) üç kupa birden kazanmış ama takımda forma şansı bulamamış. Londra’dan sonra Barcelona’ya alışmakta zorlandığını, Stuttgart’ta geçirdiği kiralık zamanları, Pep Guardiola ile yaşadığı sıkıntıları anlatıyor.

ZAMAN GÖSTERİR
Guardiola, takımda düzenli olarak oynamasının mümkün olmayacağını ve kendisine başka kulüp bulmasını söylemiş. 2010-2011 sezonunda kiralık oynadığı Birmingham’da Arsenal karşı kupa kazandığını, ancak orada mutlu olmadığını dile getiriyor. Peki, ülkemiz futboluna gelişi? 2012–2013 sezonunda BATE Borisov’da top koşturduktan sonra 2014 senesinin Ocak ayında Torku Konyaspor’a transfer olduğu malumunuz. O zamanları sorduğumda, gelişinden önce Konya’yı tanımadığını, ilk zamanlarında şehrin kültürüne alışmakta zorlandığını, teknik direktör Aykut Kocaman’la yıldızının barışmadığını anlatıyor. Ankara’da oynadıkları ve 5-0 kaybettikleri Gençlerbirliği maçından sonra Kocaman’ın başta kendisi ve Rangelov olmak üzere bazı futbolcuları takımdan göndermeye çalıştığını, oysa yenilginin sorumluluğunun tüm takımda olduğunu vurguluyor. Şimdilerde formasını giydiği Gençlerbirliği’ne gelince… Ankara’da mutlu olduğunu, iyi bir takımda oynamaktan keyif aldığını, sözleşmesinin sezon sonunda biteceğini anlatıyor. Gençlerbirliği’nde kalıp kalmayacağını sorduğum zaman verdiği cevap: “Zaman gösterir…”

Futboldan bunca konuşup Türk futbolu hakkındaki düşüncelerini de sormadan olmaz elbet. Süper Lig’de futbolun Avrupa liglerinden farklı ve yavaş oynandığını, Premier Lig ya da Bundesliga kadar taktiğe ağırlık verilmediğini düşünüyor ve şöyle devam ediyor: “Belki futbolcu arkadaşlarım bunu söylediğim için kızacaklardır ama Türkiye’de futbol duygu ağırlıklı oynanıyor; duygular bazen profesyonelliğin önüne geçiyor. Ayrıca Passolig nedeniyle boş kalan tribünlerin de maçların kalitesini etkilediğini düşünüyorum, zira futbolcular boş tribünler önünde oynamaktan keyif almazlar.”

Az futbolcuya nasip olacak parlak bir kariyer onun hikâyesi. Avrupa’nın en çok keyif veren üç liginde, üstelik üst düzey takımlarda forma giydi. Takım arkadaşları arasında kimler yoktu ki… Thierry Henry, Cesc Fabregas, Dennis Bergkamp, Lionel Messi, Andrés Iniesta ve diğerleri… 1 Mayıs’ta 34 yaşına basacak Alexander Hleb, ülke futboluna gelmiş en önemli topçulardan. Sanırım İstanbul takımlarından birinde forma giyiyor olsaydı manşetlerden düşmezdi. Yaklaşan doğum günü kutlu olsun, nice senelere…

Aleksandr Hleb ve Ziya Adnan

Aleksandr Hleb ve Polatlılı

4 Likes

Vay be… İçimi hüzün kapladı niyeyse :frowning:

1 Like

Arsenali gunahim kadar sevmeyip bir Tottenham taraftari oldugum icin Hleb degil o cirkin formayi giyen ve giymis hic kimse icinde huzun duymam. Genclik gunlerimde omur boyu yasakli oldugum ve ingilizlerin en pasif taraftari ile doldugu icin lakabi LIBRARY olan eski highbury ye ah cekip mabed dedigi icinde canim kardesim uzun yillardir gunumun 2 saatini paylastigim buyuk dostum Ziyayi kiniyorum :grin::grin:

1 Like

Kadir öyle bir mesaj yazmışsın ki, Ziya’ya cevap hakkı doğmuş resmen. Burası karışacak, vaziyet alın. :blush:

Kadir kardeşim, öncelikle formanın güzeli, çirkini olmaz, Steven Gerrard’ın söylediği gibi, Manchester United forması hariç hiçbir formaya hayır demem! Naçizane eklemem Osmanlıspor forması olabilir.

Kaldı ki Tottenham Hotspurs’un nal topladığı zamanlarda Arsenal formasını Bergamp, Henry, Vieira, Pirez gibi müthiş futbolcular giymişti, Naçizane düşüncem, Bergkamp’ın giydiği formaya saygı futbola hürmettir, bizim nesil onun gibisini bir daha göremez. (60’a yaklaştığım zamanlarda doğum günü hediyesi olarak imzalı bir Bergkamp formasına hayır demem, bilesin!)

Bu vesileyle Higbbury ve hatta Emirates’in Library (kütüphane) olarak görülmesini anlayabiliyorum ama yapacak bir şey yok, Futbol eskiden fakirlerin oynayıp, fakirlerin izlediği bir oyundu. Şimdi zenginler oynuyor, zenginler izlilyor, değişen zamanların göstergesi…

1 Like

Dediğim gibi oldu. Biri Tottenhamlı, diğeri Arsenalli iki Londralı kapıştı. Burası karıştı, vaziyet alın! :blush:

Kadir söz sende…

Bergkamp in giydigi formaya saygim buyuk ama kalbinde giydigi Tottenham formasina…Hani buyuk ustanin kendi agzindan dedigi gibi cocuklugundan beri Tottenham taraftariydi bizim eski baskan hata yapip almayinca Interden hayali olan Tottenhamin beyazi yerine kirli bir formayi giymisti:)

Kutuphane fakirlikten degil O takimin taraftarinin sadece gol olunca ses cikarmasindan konulmus bir isim.

Ustelik Kralicenin GUNEY LONDRA Woolwich bolgesindeki Askeri cephane fabrikasi iscileri takimi olmasi sebebiyle KUZEY LONDRA ya ait olmamasi gerekirken ingiliz taraftarlarinin meshur ve esi bulunmaz hiciv yetenegi ürünu olarak isimleri Gocer Cingene anlamindaki Pykies olarakda bilinir. Sahte Kuzeylidirler zaten Londrada Arse (bkz Oxford dictionary) ismiyle baslayan Enal ismiyle biten bir mahallede yoktur:)

Bir metro istasyonu olup o dahi Gillespie Road iken Eski Tottenhamli Herbert Chapman araciligiyla degistirilmistir.

1930 Larda ESKI TOTTENHAM oyuncusu Herbert Chapmanin cok sevdigi Tottenhamin beyazini calistirdigi duz kirmizi formali takiminin formasinin kollarina takmasi o takimin tarihinde yazar.

Tottenhamin lacivertide Yine o takimin Logosundadir cunku savasta Almanlar Highbury yi bombalayinca Tottenham White hart lane de oynamalarini sagladigi icin bir saygi ve tesekkur ibaresi olarak o takimin yoneticileri Tottenhamin lacivertini logoya eklemistir.

Yani Arse,nala formasi Tottenhamin renklerini tasir.

Birde tesekkur olarak ikinci ligi 5. Sirada bitirmis olan Arse.nal kralice sayesinde masa basi oyunlariyla o zaman 1. Life cikarilmis Tottenham kume dusurulmustur…Buda ingiliz futbol tarihinde yazar.

Kim demis ingilizlerde futbol temizdir diye…inanmayan bunlarin tarihine baksin​:grin::grin::grin:

DIP NOTU…BIZ HALA NAL TOPLUYORUZ ZIYACIGIM SON KUPAMIZ 2008 DEYDI.

Cok sevgili Aksit agabeyin dislerini sıkarak cevap vermemek icin Bolu macinin bitmesini bekledigini tecrube uzere hissetmekteyim.

Burası öyle böyle değil fena karıştı, vaziyet alın.

Kadir bu laflar nasıl laflar? Benim bildiğim Ziya bu lafların altında kalmaz. :blush:

1 Like

Bu arada, bu sezon ilk iki maç hariç Arsenal iyi gidiyor ama savunmanın ortası hala kırılgan. Oraya yukarda fotoğrafı olan dikiş tutmaz Sabri gibi sert bir stoper lazım, tabi kimse nasırına basmazsa :slight_smile:

1 Like

Rahmeti Ossie kardeşimin yorumuydu, Tottenham’ın kaptanı Sol Cambell 2000’li senelerin başinda Arsenal’e transfer olup şampiyonluklar yaşayınca, “adam bir otobüse binip kuzey Londra’nın bir semtinden diğerine giiti, hayatı değişti” demişti… :slight_smile:

Huzur içinde yatsın…

1 Like

Kesinlikle hayati degisti…sokaga cikamaz oldu, goruldugu yerde linc edilme ve evine 100 bin sterline ozel guvenlik teskilati yaptirmasi, kopeginin tuylerinin kirpilmasi yuzune tukurulmesi vb gibi muzafferane olaylarla o gun bugundur yuzunde Glenn Hoddle maskesiyle geziyor.

Adam yalanci ve sahtekardi Tottenhama yeni mukavele imzalayacagim diye yalan soyleyip arse.nale gitti Arse.nalde depresyona girip 45. Dakikada mactan kendisini cikarmak gibi arse.nal taraftarina kendisini cok sevdirecek seyler yapti.

Sonunda Arse.nalede yurt disina gidecegim diyerek transfer ucreti olmadan kendini serbest biraktirip 1.5 saat otede Portsmoutha imza atti.

Kariyerini ve futbol sonrasi tum cabalarini medya araciligiyla gunesin dogmadigi bir yere sokan Ingiliz Musevi Cemaatine saygi ve sevgilerimi iletiyorum.

1 Like

Bu arada Fulham berbat top oynuyor sanada ceza gibi bir mac bugun. Pazartesi aksami Wembleydeki buyuk macta telafi edersin.

1 Like

Fulham yine kaybetti ama Eddie Howe’ı alkışlamak lazım. Kısıtlı bütçe ve mütevazı kadroyla taş gibi takım yaratmış, ilk dördü zorluyorlar.

Darısı Gençler’in başına…

1 Like

Eddie Howe genc ve mental olarak guclu ayni oranda sadece cok iyi bir motivator olmakla kalmayip teknik taktik bilgisi ve tecrubesinin gelisimini her sezon cok mukemmel bir sekilde herkese gosteren genc bir hoca. Artik buyuk bir takimda sans bulmali ve ciddiye alinmali.

Buda onun icin buyuk bir firsat olmakla birlikte ayni zamanda tam anlamiyla bir asit testi anlamida tasiyacaktir.

Bir buyuk takimin buna cesareti oldugu kadar Eddie Howe inda buyuk takim buyuk ego buyuk atmosfer kaldiracak cesareti varmi gorecegiz.

Harika gencleri ust duzey oyunculari seviyesine getirdi ancak o oyuncularda kupa kazanma Avrupa turnuvalari oynama hirslari onlari buyuk paralarla buyuk 6 takima tasiyacak bunun onune gecemezsiniz ama Eddie Howe ne kadar daha uzun bir sure yetistirip satan bir sistemde yetenegini heba etmek isteyecektir bunuda bekleyip gorecegiz

Sezon sonu Bournemouth icin yolun sonundaki T kavsagi olacak. Kasalarinda 100 milton sterlinle sagami yoksa solami donecekler gorecegiz buyukluge soyunmak icon asil sinavda orada basliyor.

1 Like