58 yaşımdayım. Ülkemde yaşayan birçok insan (özellikle de erkekler olmak üzere) gibi ben de ortaokul yıllarımdan beri futbol ile ilgiliyim ve tutkulu bir taraftarım.
Ortaokul yıllarımda (1970’li yıllar) Eskişehirspor’un taraftarı idim. Bu seçim, benim için üç çok önemli nedenle yapılmış, bilinçli bir seçimdi:
Birincisi, ortaokuldaki iki yakın arkadaşım Eskişehirli idi (biri o dönemlerin ünlü bir siyasetçisinin oğlu, diğeri şimdiki dönemlerin ünlü bir estetik cerrahı),
İkincisi Eskişehirspor o yıllarda şöyle anılıyordu: “siyah – kırmızı, Anadolu yıldızı”. Ben de bir Anadolu öğretmeninin çocuğuydum ve de üstelik Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nin de öğrencisiydim.
Üçüncüsüne gelince, kuşkusuz diğerlerinden daha etkili bir nedendi: Hayatımda ilk defa, 1969 yılında bir stadyuma maç izlemeye gotürülmüştüm. Stadyum Ankara 19 Mayıs, maç Galatasaray – Eskişehirspor Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı idi. Yanlış hatırlamıyorsam, Eskişehirspor 2-0 yenik olduğu maçı 3-2 kazanmıştı.
Başka seçenek kalmamıştı. Benim tutacağım takım, hala için için sevdiğim, uzaktan izlediğim Eskişehirspor olmalıydı. İlk aşkımdı o benim.
Sonra yıllar geçti. Artık Ankaralı olmuştum, liseyi, üniversiteyi bitirmiş, makine mühendisi olmuş, ekmeğimi Ankara’da kazanmaya başlamıştım. Bir gün, Ankara’ya 55 km. uzakta çalıştığım fabrikadan, maç için izin verilmeyeceğini de düşünerek, bir bahane uydurup yine 19 Mayıs Stadyumu’na maça gelmiştim. Bu kez maç Gençlerbirliği – Eskişehirspor Türkiye Kupası Finali ilk maçı idi. Ben hala bir Eskişehirspor taraftarı, gönlüm onun kazanmasından yana gittim maça. Ama Gençlerbirliği 5-0 almıştı o maçı. Bir dahaki sezon kararımı vermiştim. Ben artık bir başka siyah-kırmızı Anadolu takımının taraftarı olmalıydım. Her şeyin bir zamanı olduğu gibi, bunun da bir zamanı vardı ve o zaman gelmişti.
Beni tanıyanlar, ‘neden Gençlerbirliği’ diye sorarlar. Düşünürüm:
Oğlum 9 yaşında, ‘ben Gençlerbirliği’ne gideceğim, kaleci olacağım’ dediğinde çok sevinmiştim. Elinden tutup 4 yıl gotürdüm Beştepe’ye. Rahmetli Ahmet Canatan Hoca, 4 yıl boyunca hiç yorum yapmadan izleyip, 4. Yılın sonunda ‘Ozan çok efendi bir adam olur, kaleci olmaya çalışmasın’ dediğinde, aslında oğlum bu ülkenin en güzel okullarından birini bitirmişti zaten.
Ozan şimdi Avrupa’nın iyi üniversitelerinden birinde doktora yapabiliyorsa, bunu Gençlerbirliği’ne, Ahmet Canatan Hoca’ya, o dönem Ostimspor’da da kalecilik yapan ve spor akademisini bitirmiş, öğretmenlik bekleyen kaleci hocası Osman Hoca’ya da borçlu olduğunu biliyor. İlhan Cavcav’ın ölümünden sonra sosyal medyada paylaşılan ve “gelincik ve menekşe renkli çocuklar seni hiçbir zaman unutmayacaklar. Hoşçakal İlhan Cavcav” sözcükleriyle bağlanan metni paylaşırken muhtemelen içine ya da dışına gözyaşı damlatanlardan biriydi Ozan.
Ben en çok bunun için severim Gençlerbirliği’ni.
Kuşkusuz memleketimizde insan, FB, GS, BJK taraftarı olup, sezonun 25-30 maçından sonra sevinme fırsatı yakalayabilir, ‘dünya yıldızlarını’ havaalanlarında karşılama ‘mutluluğunu’ yaşayabilir. Ülkemizde bu o kadar kolay olmalı ki milyonlarca insan yapıyor. Ama her şeyin bedeli olduğuna inanan insanım, çünkü sahip olduğum her şeyin bedelini ödedim. Bunun için tribünlerde en çok ‘bakmadık asla paraya pula’ diye başlayan sloganlarla coştum.
Ben bu kentin insanıyım. Bu kentin takımının da taraftarı olmak istiyorum. GS, FB veya BJK taraftarı olan arkadaşlarıma fırsat oldukça şunu sorarım: Sizin takımınızda, 9-10 yaşından beri tanıdığınız kaç oyuncunuz var?
Bu soru hep yanıtsız kaldı ya, işte bunun için çok sevdim ben Gençlerbirliği’ni.
2000’li yılların başlarından bu yana, bir yıl hariç her yıl kombine aldım maratondan. Kombine almadığım o bir sezon da pasoligi protesto etmek içindi. O yıl maçları izlemek için stadyuma gidemediğimizden, zaman zaman Beştepe’ye takımı görmeye gidiyorduk. Bir hazırlık maçını izlemeye gittiğimizde rahmetli İlhan Başkan oradaydı. Maçtan sonra bizlerin yanına geldi, belli o da özlemişti gerçek taraftarı. Pasolige neden karşı çıkmadığını, bizlerin hakkını neden savunmadığını sorduğumuzda demişti ki ‘ne yapayım çocuklar, devlet bir karar almış, karşı mı çıkayım’. O neyse oydu, söylerdi, saklanmazdı. Bize göre yanlışları da olsa sevmiştik onu.
Gençlerbirliği’nin efsane başkanı İlhan Cavcav’ı Beştepe’de bir bayram arifesinde çocuklarımızla bayramlaşırken de, Cebeci Stadı tribünlerinin sert soğuğunda 3. Lig takımımızın maçını izlerken de, Sanayi Odası Genel Kurulu’na delege olarak geldiğinde de gördüm. Kendisine sürekli küfreden bir gruba dayanamayıp sonunda ‘efsane kol hareketini’ çekerken de gördüm. Bir kez bile konuşmuşluğumuz olmadı, tanışmadık hiç. Ama biz onu bildik, o da bizleri bildi. Sevdiğimiz kulübün başkanı idi. Onu sevmek Gençlerbirliği’ni sevmek olduğu için de sevdim ben bu takımı.
Bir mühendis olarak önemli kurumlarda çalıştım. Birçok derneğin, odanın üyeliğini yöneticiliğini yaptım. Gönüllüğü hep ön planda tutmaya çalıştım. Örneğin bir süredir de, kim için ne kadar önemli bilmem ama, Yenimahalle Kent Konseyi başkanlığını yapmaktayım. İlk tanıştığım, GB’den söz ettiğim insanlar nedense çoğu zaman ‘yönetimden misiniz’ diye sorarlar. Hayır derim, ben Maraton C Blok’tanım, yönetimi bilmem. Ben taraftarım, ben kentliyim, ben halkın olduğu tribünü seviyorum.
Maraton tribünü şehrimiz Ankara’nın rengidir. Sonbaharımız, kışımız, ilkbaharımız, yazımız oradadır. Üniversitelimiz, liselimiz, okumuş ya da okuyamamışımız oradadır. Kadınımız, gencimiz, engellimiz, işadamımız, zengin ve fakirimiz, sağcımız, solcumuz, futbolcumuz, hepsi, en güzel bayramlığını giyip gelmiş siyah/kırmızı oradadır. Orası hayatımızın, en güzel günlerimizin, anlarımızın parçasıdır. Orası, bizim de takımın bir parçası olabildiğimiz yerdir. Bunun için severiz biz tribünü.
Her şey bozulurken, sevdiklerimizi, ilkelerimizi, hayallerimizi korumak, onların da bozulmasına engel olmak kolay olmuyor, bunu bilecek kadar yaşadık ve deneyim sahibi olduk. Bu bozulmadan, tüm sevdiklerimiz gibi, taraftarı olduğumuz kulüp de payına düşeni alacak, bunu da biliyoruz.
Ama işte, insanoğlu umutla yaşar.
İnsanı insan yapanlardandır umut.
Umudu kesmeyeceğiz: Ne yurdumuzdan, ne tutkuyla peşinden gittiğimiz takımımızdan.
Eylül 2017 Ankara