Tribünde Büyüyenler, Tribünde Yaşlananlar…


#1

Ömer Soylu

Tribünde büyüyenlerden ilk anımsadığım kişi, taraftarlarımızdan Mehmet Soylu kardeşimizin oğlu Ömer… Şimdi koyu Gençlerbirliği taraftarı genç bir lise öğrencisi… Neredeyse bebekliğinden beri tribünde, tesislarda, maçlarda… Dolayısıyla Ömer doğuştan bir Gençlerbirlikli… Bununla birlikte gönlü Galatasaray’a kaymış minicikk bir çocukken, benden aldığı küçük bir rüşvetle Galatasaray’ı bırakıp tam bir Gençlerli olmasının güzel bir hikâyesi var.

Yanlış hatırlamıyorsam 2008 yılındaydık. Maltepe’de bir düğün salonunda bizim Bülent Atlas’ın ağabeyi Haldun’un düğününe gitmiştik. Orada Mehmet Soylu ve ailesi ile aynı masada otururkene oğlu Ömer’le konruşmaya başladım. Ömer o zaman 5-6 yaşlarında minicik, çok tatlı bir çocuk… Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

– Hangi takımı tutuyorsun Ömer?

– Galatasaray…

– Ne, Galatasaray mı? Ciddi olamazsın. Sana inanmıyorum.

– Evet, Galatasaray’ı tutuyorum.

– Yahu Ömer sen nasıl Galatasaray’ı tutarsın?

– İşte öyle…

– Olamaz, mümkün değil bu…

– Tutuyorum ama…

– Sen bunu Gençlerbirliği’ne nasıl yaparsın?

– Nasıl yani?

– Yahu Ömer, biz seni 2023 yılında, yani Gençlerbirliğu’nin yüzüncü yılında Gençlerbirliği’nin kaptanı yapmak istiyoruz. Sen büyüyüp de futbolcu olunca 2023 yılında Gençlerbirliği’nin kaptanı olacaksın.

– Gerçekten mi?

– Evet. Ama sen gidiyorsun yok Galatasaray falan filan… Hiç Gençlerbirliği kaptanına yakışır mı Galatasaray’ı tutmak? Galatasaray taraftarından Gençlerbirliği kaptanı olur mu?

– Olmaz değil mi?

– Olmaz tabii. E o zaman sen nasıl Gençlerbirliği kaptanı olacaksın? Hadi söyle bana!

– Gerçekten kaptan mı olacağım?

– Evet… Biz seni kaptan yapmak istiyoruz ama sen…

– Ben kaptan olursam Gençlerbirliği’ni hiç bırakmam ki!

– Tamam işte, ben de onu diyorum. Gençlerbirliği kaptanı Gençlerli olur. Öyle olması lazım.

– Ben de Gençlerbirliği’ni tutarım o zaman… Hiç bırakmam!

– İşte bu kadar… Anlaştık mı?

– Anlaştık.

– O zaman gel bir “Kırmızı – Siyah – En Büyük – Gençler” çekelim. Kırmızı!

– Siyah!

– Kırmızı!

– Siyah!

– En büyük!

– Gençler!

– En büyük!

– Gençler!

– Çak bakalım bi beşlik!

İşte Ömer’in kanına virüsü böyle bulaştırdık. Bir ara Gençlerbirliği futbol okuluna giden Ömer sonra devam etmediği için 2023 yılında Gençlerbirliği kaptanı olmayacak ama çok iyi bir Gençlerbirliği taraftarı oldu. Tribünde büyüdü, tribünde yaşlanacak. Onunla gurur duyuyoruz.

Alkaralar - Gençlerbirliği Teknik Heyeti Maçı - 2005 (Ömer kucakta)

Tesislarda Alkaralar Halı Saha Maçı - 10.07.2017 (Ömer futbolcu)


#2

Abi emeğine sağlık. Benim aklımada Deniz Baran Ateş geliyor. Mustafa Abi’de Deniz’in hikayesini yazabilir aslında,rica etsek.


#3

Ömer’ide çok severim bu arada sevdiğim bir kardeşim,renktaşım.


#4

Deniz Baran da tribünde büyüyenlerden olduğu için bu başlıkta yazma planım içindeydi Ahmetçiğim. Ama babası Sevgili Mustafa Ateş kardeşim yazıp eski ve yeni fotoğraflarla süslerse çok güzel olur.

Top sende Ateşoğul… :blush:


#5

Ateşoğul’a 2004 yılından şöyle güzel bir gollük bir pas atayım… Bu fotoğraftaki ufaklık kim acaba? :blush:

Gençlerbirliği Tesislarını ziyaret (29.06.2004)


#6

Büyüksün Necdet abi :slight_smile:
Bu foto bende yoktu inan.
Boran Deniz’in hikayesini yazma oneriniz için teşekkür ederim. Artık birşeyler yazmak şart oldu.
Bunun dışında varsa elinizde resimler beklerim.


#7

Mustafacığım, çok aradım ama bende başka fotoğraf yok. Bu fotoğraftan yola çıkarak sendeki fotoğraflardan özellikle yenilerden bir seçki yapabilirsen, Deniz’in küçüklüğünü ve genç halini görmüş oluruz. Ne güzel! :blush:


#8

Necdet abi, Işık’ın tribünde “yaşlanma” hikâyesini benim yazmamı istedi, büyük sözü dinleyerek ödevimi yapıyorum.

Her taraftar-baba gibi, ben de oğlumu Gençlerli yapmaya azmetmiştim.

Kıçının üzerinde doğrulabildiği andan itibaren, etrafını kırmızı siyahla kuşatarak, atkıyla bereyle donatarak ilk hamlelerimi yaptım.

2002 yazında, altı buçuk yaşındaydı, alıp bunu sezon açılışına götürdüm. Bkz. Şekil 1: Omzuma almışım herifi. Ön sırada futbolculardan Hakan Demir, Mehmet Şimşek, ■■■■■■■■■’ı ve mübarek Kona’yı tespit edebilirsiniz.

Yine o yaşlarında ara ara maçlara da götürmeye başladım. Hatta bir defa gecekondundayken oyun olsun diye Zeki abiye arkadan çullanmıştı, koca adam gafil avlandı, az kalsın merdivenlerden yuvarlanıyordu!

Biraz daha büyüyünce zaten her maça gelmeye başladı, şuurlu taraftara dönüştü. Bakınız Şekil 2

Aslında biraz da şuursuz taraftara dönüştü! Mağlubiyetlerde delleniyor, ağzını bozuyordu. İlla her maça gelmek istiyordu. Mesela Kayseri’deki kupa finaline gelmek istedi, halbuki okulu vardı, mümkün değildi. Hâlâ duygu sömürüsü yapmak istediğinde “Zaten beni Kayseri’deki kupa finaline de götürmemiştin” kozunu kullanmaktan geri durmaz.

Son hafta Kayserispor’a 4-0 yenilip birkaç dakikalığına küme düştüğümüz maçta hüngür şakır ağlamaya başlamıştı, devre arasında çıkıp eve geldik, küfrediyor, orayı burayı tekmeliyor… Zor yatıştı.

Sonra ergenliğe daldıkça, bir yandan da baskete başlayınca maç devamlılığı azaldı. En son hangi maça gelmişti hatırlamıyorum . Ama televizyondan izlemeyi, en önemlisi sonuçları takibi bırakmadı. Daha da önemlisi, hangi takımı tuttuğunu soranlara “Gençler” demeyi bırakmadı.

Üç sene önce Fransa’da üniversite okumaya gidince de bırakmadı. Kutlu tesadüf, ilk iki sene okuduğu kampusun bulunduğu Dijon şehrinin takımı da kırmızı siyahtı! Onların bir maçına da gitmişti, kırmızı siyah atkıyla (Şekil 3: önde sağda)
Dijon%20ma%C3%A7%20(2)

Dediğim gibi,illa her haftasonu ne yaptığımıza bakıyor, “düşüyor muyuz?” diye, “düşsek belki daha iyi olur, silkiniriz” diye (geçen sezon) “yine yenmişiz!” diye (bu sezon) mesajlar atıyor.

Yani hâlâ Gençlerlidir önemli olan da odur!


#9

Tanılcığım ne güzel yazmışsın, eline sağlık. Üç fotoğraf da Işık’ın fiziksel gelişimini göstermesi açısından şahane olmuş. Hele futbolcularla çekilen ilk fotoğraf müthiş. İnşallah tribünde yaşlanır, biz de görürüz. Onun tribünde yaşlandığını görmek nereden baksan 90-100 yaşına kadar yaşamak demek… Ne güzel! :blush:

Başarılar Işık, seninle gurur duyuyoruz.

Ben de bilgisayarımdaki iki tribün fotoğrafını paylaşayım. Birincisi Işık kendisine bir hayli büyük gelen formasıyla 19 Mayıs Stadında tek başına, ikincisi Işık 19 Mayıs Stadında babası Tanıl Bora ile…


#10

Necdet abi’nin yaptığı muz ortayı ıska geçmek olmazdı.
Ben de karaladım birşeyler aşağıya:
Boran Deniz Ateş:
Derler ki insan çocuğu olduğunda yeni bir boyuta geçermiş. Yaşamda birinci evreden ikinci evreye geçmek gibi yani.

Deniz doğduğunda ben Gençlerbirliği taraftarı değildim henüz. Ancak Deniz üç yaşına geldiğinde sıkı bir Gençlerbirliği taraftarı olmuş ve kale arkasından ilk kombinemi almıştım bile.

Belki hemen hemen tüm babalar çocuklarının da kendi tuttuğu takımı tutmalarını ister ve bu amaçla çocuklarını maça götürür, forma alır, ufak tefek rüşvetler verirler. E tabi bu arada dedeler, amcalar, dayılar da boş durmaz. Onların elleri armut toplamıyor ya! Hem büyük(!) İstanbul takımları varken Gençlerbirliği niye tutulur ki?

3-4 yaşından sonra benimle birlikte Maçlara gelmeye, tesislArı ziyaret etmeye başladı Deniz. Başlangıçta ona ilginç geldi bu ortamlar.Hiç görmediği kalabalıkları ve yeşil sahaları gördü, kokusunu ciğerlerine çekti.Ancak gel zaman git zaman futboldan soğumaya başladı ve sahadaki Maçlardan ziyade tribünlerdeki renkli kişi ve olaylar daha çok ilgisini çeker oldu. Bu ilgi de çok sürmedi ve sonunda 19 Mayıs’ın gri tribünlerine veda etti.

2004)
TesislAr Ziyareti
DSC00467 DSC00478
Parma Maçı 3.3.2004

Bu arada Mahalle baskısı aldı yürüdü, Beşiktaşlı olabilme ihtimali dedesine göre her zamankinden daha fazlaydı artık. Rüşvetler sonuç vermeye başlamıştı ve Deniz kendisine sorulduğunda bir gün Beşiktaş’ı, bir gün Gençlerbirliği’ni ve bazen Barselona’yı bile tutar oldu. Kendisine hemen hemen hiç baskı yapmadım Gençlerbirliği’ne tekrar dönmesi için. Zorla güzellik olmuyordu, hangi dala konacaksa o dala konsundu.

Günler böyle geçip giderken sonra ne mi oldu? Ne olduğunu kesin olarak ben de bilmiyorum ama Deniz Gençlerbirliği’ne ve tribünlere kesin dönüş yaptı. Belki de dizinin çekimlerinde yaptığı figüranlık ve ardından Behzat komiserim ile verdiği aşağıdaki poz onu tekrar trübüne çekti.
03122010088

Son bir yıla kadar genelde beraber yer aldığımız tribünlerde artık Deniz tek başına bizim aileyi temsil ediyor, pankartın ucundan tutuyor ve Alkaralar’la deplasmana gidiyor.


23032014 Elazığ Maçı

Eski%C5%9Fehir_Deplasman2018

Demek ki insanın içindeki takım sevgisi, futbol aşkı başka bir şey. Tütün gibi, bamya veya dereotu gibi. Önceleri sevmediğiniz şeyler sonra vazgeçilmeziniz olabiliyor.


#11

Boran Deniz Ateş’in tribünde büyümesini en iyi kim anlatabilirdi? Tabii ki babası Mustafa Ateş. Eline sağlık Ateşoğul… Bu hikâyede Boran Deniz’in Gençlerbirliği taraftarı olurken ve tribünde büyürken babası ile birlikte neler yaşadığının ayrıntılarını görüyoruz. Minicik bir çocuğun “Üç Büyükler” ağırlıklı bir ortamda nasıl Gençlerbirliği taraftarına dönüştüğünün şifreleri de bu hikâyede… Son fotoğraf ise gerçekten şahane. Bir uçta tribünde büyüyenlerden Boran Deniz Ateş, diğer uçta tribünde büyüyenlerden Ömer Soylu… Ama orada tribünde büyüyen/tribünde yaşlanacak olan diyebileceğimiz bir kişi daha var: Sevgili kardeşimiz Ahmet Ay… Ahmet’in Muğla Üniversitesi öğrencisi olduğu dönemdeki tıfıl halini biliyoruz. Ama bir fotoğraf bulamadım. Alkaralar’a katılmasının üzerinden yıllar geçti. Şöyle birkaç fotoğraf eşliğinde Ahmet’in hikâyesini okumak da güzel olmaz mı? Örneğin Muğla Üniversitesi’ne girmeden önce taraftarlık durumu nasıldı? Tribüne ne zaman gelmeye başladı? Vesaire… Ne dersin Ahmetçiğim? :blush:


#12

Tribün anısı için fotoğraf paylaşamasamda… karınca kararınca işte.
Foruma geç katılıp epeydir devamsızlık göstersem de bu yazışmalarla anılarım canlandı.

Güzel zamanlar, gençlerin yükseliş zamanı
Okan koç, youla, ali tandoğan, ümit bozkurt, veysel(hiç beğenmez kızardım), kaleci gökhan(ligde sakatken gök mavisi spor arabasıyla görmüştüm tesislerde ne kızmıştım), ersun yanal, ve daha hatırlayamadığım idol futbolcular

Babam ne cesaret arkadaşlarından duymuş mahalledeki iyi topçu şöhretimi beştepe tesisine taşıma fırsatını vermişti. Eh işte 3-4 sene oynadık. 92 jenerasyonu kalabalıktı. Bir sene zorlayıp spor okulundan alt yapıya girdik. Kavurucu yaz günü evi aramışlar oğlunuzu alt yapıya alalım demişler. Eh tabi teknik olmasa da sol ayağımın ekmeğini çok yedim. Mahallede tekniğim üst kapasitede, beştepe de üstüne emek sarf ediyorum.

Fotoğraftaki üstü farklı olanlardan biriyim. O formalar bana yar olmadı. Geç yazıldık bize beden kalmadı. Batıkent mesadan ring kullanılarak beştepeye gidilirdi de dönüşte 45 dk ya yetişmek biraz zor olurdu. Günün 2 saati yol 1 saat antreman. 60 TL’di kombine kartlar. Babam bir tane alır kombineden ikimiz girerdik. Kale arkası soğuk olur hep gölge düşerdi. Çekirdekçileri hatırlıyorum hep arada biz de katılırdık. 20-30 kişi olurdu en fazla. “ gece yarısında eski taraftar şarkı söylüyorlar sessiz usulca “ bunu hep hatırlıyorum.

Bu fotoğrafları çekilirken halimi hatırladım, hiç sevmezdim fotoğraf çekilmeyi, çekeni. Antremanın yarısını kitlediler. Belki de yıllarca gençlerin sol bekinde hücuma katkı verecektik fotoğraf olmasaydı.

Güzel günlerdi…


#13


#14

Onur Şan kardeşim eline sağlık, ne güzel anlatmışsın hikâyeni… Tribünün yanı sıra sahada büyüyenlerden olduğun anlaşılıyor. Tribünde büyümenin fotoğrafını paylaşamasan da sahada büyümenin fotoğrafını paylaşmışsın. Ne güzel! Yazdığından anladığım kadarıyla ayaktakilerden farklı formalı olan sensin.

"An"ı yaşamak keyifli ve güzel de olabilir, sıkıntılı ve üzüntülü de. Ama ister sevinçli, ister üzüntülü olsun "an"lar yıllar sonra "anı"lara dönüştüğünde değer kazanır.


#15

Hayatım boyunca gıpta etmişimdir çocukluğunu, geçmişteki ufak anıları net şekilde anımsayıp anlatabilen insanlara. Gittiğim ilk Gençlerbirliği maçını hatırlamıyorum ben mesela. 2001-2002 sezonundan bir maç olsa gerek. Ligin ikinci devresidir herhalde çünkü yarım sezonluk çıkan genç taraftar kartlarından almıştım. Kopuk kopuk görüntüler var gözümde. Liseden iki arkadaşı maça getirmiştim mesela. Gecekondu bileti yerine saatli bileti almışız onlara. Sana da saatli bileti alalım demişlerdi de kabul etmemiştim. İlk kez maça getirdiğim arkadaşlarımla karşı tribünlerde izlemiştik maçı.

Gecekonduya maçtan çok erken girdiğim maçları hatırlıyorum. Girdiğimde 1-2 kişi anca olurdu benden başka. Kışın ayaklarım donmasın orada beklerken diye 2-3 çorap üst üste giyerdim. NATO karşıtı pankartları, Şenol Abi’nin demirin üstünde olduğunu, Hamdi Abi ve Zeki Abi’nin ihtiyarları ayağa kaldırdığını, az oluşumuza üzüldüğümü, ilk atkımı, seyyardan aldığım moil reklamlı çakma ilk formamı, gişelerin yanına kaldırıma çöküp kafayı çeken muhtar dayıyı, radyodan teletexten takip ettiğim maçları, forumu dışarıdan takip etmeye başlayışım ve yavaş yavaş Alkaralarla tanışma anılarımı yan yana getiriyor zihnim ve karman çorman bir hikaye çıkıyor ortaya. Ama benim hikayem işte. Sonrasında deplasmanlar, gidilemeyen deplasmanlar, beer bus, C blok, eskiyeni, rafi abi, hasan amca, halısaha maçları, belgesel, ural diye uzayıp gidiyor bu karman çorman hikaye.

O hatırlayamadığım ilk adımın üzerinden onlarca şey geçti hayatımda. Mezuniyetler, gurbetler, ayrılıklar, kayıplar, yeni heyecanlar, büyük planlar, hayal kırıklıkları oldu hayatımda, tribüne ilk adım attığımdan beri. Ama önce sizler, sonra da bu renkler hep var oldunuz. Bolu maç dönüşü uzun zaman sonra eskiyeniye oturup bira içerken ve sonrasında canlı yayını çekerken serkan’ı dinlerken zihnimde bunlar dolanıp durdu. Ülke ve kişisel hayatım tam bir hezimetler (hadi hayal kırıklıkları diyelim) koleksiyonuna dönüştü belki ama biriktirdiğim güzel insanlar hala “her şeye rağmen” dedirtiyor insana.

Yanlış hatırlamıyorsam, Evren yıllar önce ekşisözlükte yazdığı bir yazıda gençlerbirliği tribünlerindeki tenhalığı, kendi hikayenizi yazabilmek için verilmiş bomboş bir sayfa olarak anlatmıştı. Tribünde önce biraz büyüdüm ama sonra çokça yaşlandım. Gençlerbirliği sayesinde biriktirdiğim güzel insanlarla doldurduğum o bomboş sayfamı çerçeveletip asmak istiyorum bazen, ama sonra o sayfaya ekleyeceğim henüz yeni tanıştığım ya da henüz tanışmadığım onlarca insan ve henüz yaşamadığım yüzlerce yeni anı olacağını hatırlıyorum. Forumu açıyorum, önce "bu forum da çok güzel oldu ya helal olsun özgüre diyorum, sonra yazmaya başlıyorum.


#16

Erdemciğim ne güzel yazmışsın.

“…ilk atkımı, seyyardan aldığım moil reklamlı çakma ilk formamı…”

Bence hiçbir lisanslı atkı ve forma onların yerini tutamaz. Çünkü onlarda anılarının kokusu var. :blush:


#17

Buradaki yazıları okurken, bizanslı olduğum zamanlarda Anadolu takımları için “şampiyon da olamıyorlar, kim tutuyor lan bu takımları” dediğim için kendime kızıyorum. Siz diyin çocukluktan, ben diyeyim cahillikten. Ayrıca bu yazıları okurken çocukluk yıllarımı bu tribünlerde geçiremediğim, bu insanların arasında olmadığım için üzülüyorum. Kendimi her zaman güzel şeylerin sonuna yetişen biri olarak gördüm. Geçen yılki erozyonda da böyle düşünmüştüm, artık son yaklaşıyor herhalde demiştim. Sağ olsun bu camia beni haksız çıkardı. Şimdilik güzel gidiyoruz. Şu anda da biraz da olsa kendimi o eski güzel yıllarda tribündeymişim gibi hissediyorum. :slight_smile:


#18

İlk 5-6 yıl atkımız yoktu. İlk atkımı aldığım zaman çok sevinmiştim :smiley:
Bir keresinde Gençler atkısı var mı diye seyyara sorduğumda Chicago Bulls var vereyim mi demişti amcam.
Bir de Gima ya t-shirt gelmişti adidas ile anlaşmalı olduğumuz zaman koşa koşa xl da olsa almıştım.
Halen dolabımdadır.

@Erdem_Ceydilek Biz hep buradayız senin yanındayız abi :muscle:::fist:
Çok güzel yazmışsın…
veee İyi ki forum var iyi ki mod @ozgurOdun var :sunglasses:


#19

Abi çok güzel yazmışsın ya. İyi ki varsın. Benim de Gençlerbirliği tribününde izlediğim ilk maçı nasıl gençlerli olduğumu anlatma isteği uyandı. Yakın zamanda ben de yazarım.


#20

Merakla bekliyoruz @Galip yazını :blush: