çok döndük, çok dolaştık, çok güzel günlerimiz oldu, ağladığımızda oldu, sıyırdığımızda…
40 yıl sonra başladığımız yerdeyiz…
en son “bizi aldığı yere bırakacak” diye bir öngörüde bulunmuştuk…
müneccimle yakın ilişkimiz olduğu için değil, hep böyle olmuştur. çöküşler böyle başladığı için böyle bir öngörüde bulunmuştuk… o küçücük adımı atamayıp borsacı deyimiyle "düzeltme"ye girenlerin ahanda düşeceği yer burasıdır… bu oyunda durma düzeltme olmaz. çünkü hepimiz biliyoruz ki, bu oyunda hasan almaz basan alır…
öyle ya?. ne kazandık ki, ne düzeltiyoruz… ama valencia hocasının söyledikleri sn. cavcav’da şimşekleri çaktırdı… elleriyle büyüttüğü, evladı yerine koyduğu hanedanınının oyun eğlecesi gördüğü gençlerbirliği elinden kaymak üzereydi… kimse görmedi, kafasını çime bastırdığımız, nefes aldırmadığımız o hoca gördü… “adının söylenmesi zor olan bu kulübü, yakında bütün avrupa heceleye heceleye öğrenecek” dedi… ben demedim o dedi… süper kupayı da o aldı zaten… hoca diye ona derim ben…
kendi fabrikasında köylüden buğdayı kendi alıyordu, kendi tartıp, çeklerini de kendi mi imzalıyordu? kendi öğütüp, kendi mi çuvallara dolduruyordu?. kendi mi kamyonlara yükleyip, pazarlara sunuyordu?.. bu işlere yetkili mal kabul, muhasebe, lojistik departmanları yokmuydu?.
bizi niye böyle profesyonel bir yönetime sahip kılmadı?.
ne öyle; o bizim evladımız, bu bizim kardeşimiz, öteki dostumuz, babam sağolsun falan… profesyonel bir mücadele ortamında tek adamlık neydi di mi?. tek adamın nesi var kurumsalın gürültüsü…
korkaklar, iş bilmezler, beceriksizler, düzeltme der, ben serbest düşme diyorum… nerede duracağı bilinmez, insanda sabır bırakmaz, ne olacaksa olsun yeter ki dursuna razı olursun, durursun ama etrafına bir bakarsın adın bile unutulmuş…
biz oraya kadar düşmedik…
temellerimiz o kadar sağlam atılmış, geleceğimiz alt yapımız o kadar kusursuz biçimlendirilmişti ki; çok daha aşağılara düşmeden bir dala tutunduk… şimdi kaldı bu uçurumu yeniden tırmanmak ve uçurumun sonundaki düzlükte o mücadeleye katılmak…
işte tam bu noktada yukarıda eleştirdiğimiz rahmetli başkanımız sn. ilhan cavcav’a minnetlerimizi sunuyoruz… o tesisleri takımımıza kazandırmak için dönemin başbakanı sn. turgut öza’lın kapısında yatmıştı kendi deyimiyle… özenle kurup geliştirdiği alt yapımız hala en büyük güvencemiz…
en büyük müşterimiz fenerbahçe’ye zor duruma düştüğünde beş milyon $ borç verecek durumda değiliz kabul, galatasaray’a stadlarını bitirebilmeleri için kredi açacak durumumuzda yok ama artık bu oyunun nasıl oynandığını bizden iyi bilen yok… nasıl bilecekler ki? hangisi 40 yıl boyunca bunları yaşadı? kim bizim kadar süper kupanın kulpunu elinden kaydırınca buralara kadar düştü?. bizde vakitten bol ne var? asla yerine koyulamayacak kazanım “vakit” bizde nedense bol… düşeceği belli olan bir takımı kim oturup 40 sene izler?.. fazla bi 15 dakikanız varsa bana verirmisiniz?.
temel’in dediği gibi, ha bu baa ders oldi…
o halde ne yapmalı…
tesislerimiz o günlerdeki şen kahkalarımızı, yeri göğü inlettiğimiz tezahüratlarımızı köşelerde bi yerlerde saklıyor hala… o şekilde ayakta duruyorlar zaten… hala gururlu, görkemli, dimdik ayakta… alt yapımız hala kurulu bir yay gibi takımımızı yukarılara taşıyacak, ona kalkıştığı bu amansız mücadelede omuz verecek güçte ve kabiliyette…
bence elimizdeki tüm imkanları alt yapımıza aktarmalıyız… düşeceksek gene düşelim ama alt yapımız bizim yegane geleceğimiz oldu artıkın…
bir zamanlar kapısından hacizcilerin eksilmediği ama bu gün palazlanmış kulüplerle idrar yarışına girmek boşa heves ve ölümcül sonuçları olan nafile çabalar olur…
ne bir skoko, ne bir el saka, ne bir ahmed hassan, ne thomas nede bir patrick alacak durumda değiliz… geçtik bunları, fenerbahçenin kapıya koyduğu, kurtulmak için çabaladığı, kendi evladımız “ne demekse” irfan can kahveciyi bile alamazken, artık o taraflara bakmayalım derim ben…
elimizdeki tüm imkanları, varsa talibi satacağımız tüm bonservisleri satıp, yetmezse kredi kullanıp alt yapımızı yine bu ülkenin en güçlü alt yapısı kılmalıyız… biz onların sayesinde dibi görmedik yarı yoldan süper lige döndük… unutulmamalıdır ki u 19 milli takımda 24 oyuncu varsa, 22’si gençlerbirlikliydi… işte gene öyle olmalıyız… tüm ülkeye yayılarak tarayıcılarımızı durmaksızın çalıştırmalıyız… ankara okullarına sızmalıyız. çıkarabildiğimiz cevherleri usta ellere teslim etmeliyiz…
çünkü biz gördük ki; bu gençler elimizden kayınca 4 senede süper lige çıkıyorlar… lig mi dayanır bunlara?. un var, yağ var, şekeri de ödünç alırız…
ne duruyorsun bee at kendini denize…